21 Mart 2016 Pazartesi

Amsterdam Kafası :)

Haziran 2015
IMG_7132
Yine, yeni, yeniden Amsterdam’dayız. Daha önce 2007 ve 2008 yıllarında iki kez geldiğimiz bu ünlü ve güzel şehir aradan geçen 7 senede güzelliğinden, çekiciliğinde ve eğlencesinden hiçbir şey kaybetmemiş. En önemlisi de bozulmamış ve değişmemiş. Nihal-Ersin, Seden-Bülent ve Yelda-Ömer olarak hep beraber deli eğlenerek müthiş geçirdiğimiz 3 günün ardından aradan biraz zaman geçmiş olsa da postumu yazarken ”acaba bir kez daha gider miyiz?” sorusu zihnimi kurcalamaya devam ediyor.
Her ne kadar bu şehre gelenlerin büyük kısmının asıl ilgisini çeken kısmen yasal olan hafif uyuşturucu kullanımı ve fuhuşun tabu olmaktan çıkıp turizme dönüştüğü Red Light District olsa da zengin tarihi, çeşit çeşit müzeleri, sanat galerileri, muhteşem yapıları, UNESCO’nun Dünya mirasları listesine girmiş köprüleri, labirent gibi kanalları, yel değirmenleri, dar cepheli birbirine yapışık tuğla evleri ve bisikletleriyle Hollanda’nın başkenti Amsterdam yüzlerce çeşit milletten insanın yaşadığı harika ve hareketli bir şehir. İlk kez gelenler eminin bu kadar çok anlatılan ve bu kadar çok yapılacak şey olan bir şehrin bu denli küçük olmasına şaşıracak ama Amsterdam 800,000 den az nüfusu ve çevresini bisikletle birkaç saatte dolaşabileceğiniz kadar küçük bir şehir. Tamamı nehre çakılmış ahşap kazıklar üzerine inşa edilen şehrin adı da Amstel Nehri üzerindeki bent anlamına geliyor. Yaptıkları bentler ve yel değirmenleriyle su seviyesini sabit tutup, ahşap kazıkların çürümesini engellemeye çalışmış olsalar da bazı yerlerde görülen Dancing House yani dans eden evler adını alan yamulmuş binalar Amsterdamlıların suyla mücadelesinin bir kanıtı.
Özgürlükler ülkesi Hollanda…
Özgürlükçü yasalarıyla her zaman gündemde olan Hollanda, bazı muhafazakar kesimleri korkutsa da, tam bir özgürlükler ülkesi. Birçok ülkede katiyen yasak olan ya da tabu olan birçok şey bu ülkede serbest.
  • Hafif uyuşturucular yıllardır serbest. Coffeeshoplarda pek çok farklı türde marihuana, haşhaş gibi ürünleri menülerden sipariş edebilir ve dilediğiniz şekilde coffeeshop içerisinde veya sokakta özgürce içebilirsiniz. Bu mekanlarda tütün ürünleri içmek yasaktır ve alkol satışı yapılmaz. Biraz gariptir ama tütün mamullerini ancak uyuşturucuyla karıştırıp içebilirsiniz. Kimi yerlerde sigara içmek için ayrı bölümler bulunur. Yani uyuşturucu içenler ile tütün içenler ayrıdır. Hollanda’da hafif uyuşturucu kullanımının serbest olması, hafif uyuşturucu kullanım oranlarını pek değiştirmemiş. Hatta ağır uyuşturuculara geçişi azalttığı bile söylenebilir. Hollanda’da “hayatında en az bir kez marihuana kullananların oranı” %25,7 iken nispeten yasak olan ABD’de %41,5’miş.
  • Fuhuş yasal. Ünlü fuhuş sektörü resmen bir iş kolu olarak kabul görmüş ve hayat kadınlarına ödenen paralara katma değer vergisi bile getirilmiş. Amsterdam’ın en merkezi yerinde bulunan Red Light District’te hayat kadınları kırmızı neon ışıklar altında iç çamaşırlarıyla vitrinlerde müşteri beklerler. Vitrin ışığı mavi olanlar transseksüellermiş. İlgilenenlere duyurulur. Fotoğraflarını çekmeye kalkarsanız beklemediğiniz tepkilerle karşılaşabilirsiniz. Dikkatli olun. Günün her saati kalabalık olan bu bölgede, vitrindeki hayat kadınlarının yanı sıra birçok sex shop, gay bar, çeşitli sex şovları yapan tiyatrolar, sex müzesi, coffeeshop, cafe ve restoran da var. Her yıl milyonlarca turist bu bölgeyi görmek için Amsterdam’a geliyor. Bu arada bölge Amsterdam’ın en güvenli bölgelerinden. Gece gündüz polis koruması altında.Her ne kadar kulağa anlatınca çok cazip değilmiş gibi gelse de gerçekten eğlenceli ve kalabalık bir yer. Kadınlarla pazarlık yapıp suçlu psikolojisiyle odalara giren adamları izlemek bile çok eğlenceli.
  • Eşcinseller yasal olarak evlilik yapma hakkına sahip. Günümüzde diğer ülkelerde de bu anayasal bir hak olarak kabul görmüş olsa da bu yasayı kabul eden ilk ülke unvanı Hollanda’ya ait.
  • Yaşamak istemeyene ötenaziyi serbest.

Gelelim 3 günde bizim yaptıklarımıza. İlk gün gelip şehir merkezinden biraz uzakta olan otelimize yerleştik. Şehir merkezindeki eski, küçücük odalı, fahiş fiyatlı, park probleminin olduğu otellerle kıyaslanınca Golden Tulip Amsterdam West gayet konforlu bir oteldi. Özellikle otelin kahvaltısı Avrupa’da bulup bulabileceğiniz en zengin açık büfe kahvaltılardan biri. 
Amsterdam gezilmesi kolay şehirlerden. Görülmesi gereken yerlerin büyük çoğunluğu merkezde ve birbirine yakın. Hal böyle olunca attık kendimizi Amsterdam’ın kanallar labirentine. Tüm gün kanallar arasında o sokak sesin bu sokak benim dolaştık durduk. Herkese her zevke uygun bir şeyler var bu güzel şehirde. Birçok Avrupa şehrinden daha fazla müze, sanat galerileri, muhteşem parklar, kanallar çevresinde kurulmuş göz boyayan bir şehir, özgürlük, kısmen serbest uyuşturucu, yasallaşmış sex ticareti, her çeşit sinema, tiyatro…vb.
IMG_7198IMG_7221IMG_7192IMG_7558IMG_7561IMG_7575IMG_7576IMG_7601IMG_7615IMG_7216IMG_7573IMG_7205
Aslında Amsterdam’ı keşfetmenin en kolay yollarından biri bisiklet kiralamak olsa da insan sayısının bisiklet sayısından daha az olduğu şehirde bisiklet kullanmak da pek kolay iş değil. Hele de bizler gibi bisikleti çocukluğunda bırakanlar için. Valla yürürken bile kendinizi bisikletlilerden sakınmalısınız. Her köşeden çıkıyorlar ve deli gibi gidiyor. O nedenle Nihal’le ben tabana kuvvet derken diğerleri birkaç saatliğine bisikletlerini kiralayıp çocukluklarına döndüler.
Amsterdam’da gezilecek, görülecek yerler…
Red Light District : Burası Amsterdam’ı Amsterdam yapan yer. Amsterdam’ın özgürlükler şehri olmasının sebebi. Sex turizminin ve kısmen yasal hafif uyuşturucunun merkezi. Her yıl milyonlarca turist burayı görmek için Amsterdam’a geliyor. Kanal çevresine kurulmuş caddede kırmızı camekanlarda kadınlar, mavi ışıklı camekanlarda transseksüeller müşteri çekmeye çalışıyorlar. Bir çok sex shop, gay bar, randevu evi, coffee shop, sinema ve tiyatronun bulunduğu cadde şehrin en güvenli yerlerinden. Gün boyu polis korumasındaki cadde olayla alakası olmasa da gezinen turistlerle dolu.
The Bulldog şehirdeki sayısız coffee shoptan en popüler olanı. ”Uyuşturucu tüm kötülüklerin anasıdır.” sosyal mesajını verdikten sonra Amsterdam’ı anlatırken kısmen yasal olan uyuşturucuya değinmeden olmaz. Bu şehir günün her saati buram buram ot kokusunu duyabileceğiniz bir yer. Coffee shoplar ise bizim bildiğimiz gibi çay kahve satan dükkanlar değil. Alkol satışının kesinlikle yasak olduğu bu dükkanlardan hafif uyuşturucu olarak nitelendirilen marihuana, haşhaş, magic mushroom gibi maddeler alınıp içilebiliyor.
download (1)Red-light-district-tour-Amsterdam-by-DMC-Amsterdam-ZOYO-Travel

Dam Square (Dam Meydanı): Amsterdam’ın kalbi ve şehrin en popüler meydanı. Tam merkezde olduğundan oldukça kalabalık. Zamanında Napolyon ve birlikleri şehri işgal ettiğinde yönetimi bu meydanda devralmışlar. Kraliyet sarayı, NieuweKark, National Monument, Madame Tussauds müzesi bu meydanda. İlginizi çekiyorsa dünyaca ünlü sanatçı ve politikacıların balmumu heykellerinin bulunduğu Madame Tussauds müzesini gezebilirsiniz.
Anne Frank House: İki Yahudi ailenin 2. Dünya Savaşı sırasında 2 yıl Nazilerden saklandıkları bu ev, ailelerin ihbar edilip yakalanarak Bergen-Belsen toplama kampına götürüldükten sonra, kampta 15 yaşında ölen ailelerden birinin kızları Anne Frank’ın bu evde yazdığı günlükler sayesinde meşhur olmuş. Kapıda öyle bir sıra vardı ki içeriyi görmek maalesef mümkün olmadı. 
Nine Streets: Dam Meydanı’nın hemen arkasında 9 kısa caddeden oluşan alışveriş bölgesi. Küçük butikleri, cafe ve restoranları, kitapçıları, çiçekçileri, antikacılarıyla ünlü bu caddeler Amsterdam’ın keyifli vakit geçirebileceğiniz aynı zamanda da ufak tefek alışveriş yapabileceğiniz bir bölgesi.
The-Nine-Streets
Leidseplein: Amsterdam’da ki başka bir meydan. Çevresinde bulunan gece kulüpleri, barlar, restoranlar ve cafeler nedeniyle günün her saati kalabalık.
Heineken Experience: Heineken’in bira fabrikası. Bira yapımının aşamalarının bir bir anlatıldığı fabrikada, bol bol bira içip, çeşitli animasyonlara katılıp, videolar çekebilir, bilgisayar oyunları oynayabilirsiniz.
IMG_7281IMG_7328IMG_7504IMG_7616
Rembrandtplein: Adını Hollandalı ressam Rembrandt van Rijn’den alan meydan çevresindeki cafeler, Hollanda müziği yapan barlar, hediyelik eşyalar satan dükkanlar ve sabahları kurulan pazarıyla Amsterdam’daki kalabalık ve turistik meydanlardan biri. Meydanın hemen arkasında Türk restoranı Ali Ocakbaşı gayet başarılı. Test ettik onayladık.
IMG_7581
Jordan: Turist yoğunluğunun az olduğu, merkezin hemen dışında yer olan bu bölge daha çok yerel halkın bulunduğu, kaliteli restoran ve cafelerin, bir tık pahalı butiklerin olduğu bir kesim.
Vondelpark: Amsterdam’ın yemyeşil parkı. Şehrin kalabalığından kaçmak isteyenler için bulunmaz nimet. Bisiklete binmek, çimlerde uzanmak, spor yapmak için güzel bir mekan. Sabahları gölün orada bulunan cafede hafif bir kahvaltı yapabilirsiniz.
IMG_7251IMG_7258
Waterlooplein: Meraklıları için şehrin ikinci el cenneti. Ne ararsanız var. Eski püsküye meraklıysanız uğramadan dönmeyin.
Gelelim müzelere. Amsterdam’da hatırı sayılır miktarda müze var ama gel gör ki bizde pek müze gezmek isteyen yok. Meraklıları için Dünyadaki en büyük sanat müzelerinden biri olan ve tarihi ortaçağa kadar dayanan eserler bulunduran Rijkmuseum, en seçkin Van Gogh eserlerinin sergilendiği Van Gogh Museum, modern sanat eserlerinin sergilendiğiStedelijk Museum, çeşitli elmasların sergilendiği Dimond Museum, Museumplein’debulunuyor. Ayrıca önünde resim çekilmeden dönülmemesi gereken ”IAmsterdam” yazılarından biri de bu meydanda.
Amsterdam’la ilgili ilginç bilgiler…
* Her ne kadar kanallarıyla ünlenen Venedik olsa da Amsterdam’daki kanal sayısı Venedik’ten fazla. Tam tamına 165 tane kanal ve 1281 köprü var.
* Yılda şehre gelen turist sayısı 20 milyon civarı. Nüfusun 25 kat fazlası.
* Şehirdeki bisiklet yollarının toplam uzunluğu 400 km’yi buluyor.
* Şehirdeki bisiklet sayısı insan sayısından daha fazla. 800,000’e yakın olan nüfusa karşılık 1 milyon civarı bisiklet var. Kanallara düşen bisikletlerin sayısı da yılda 25,000’i buluyor.
* Şehirde yaşayan yerleşik insanlar 178 farklı milliyetten geliyor.
* İngilizce şehrin ikinci dili. Burada yaşayan hemen hemen herkes İngilizce konuşur ya da sizin dediğinizi anlar.
* Evlerin enden dar olmasının sebebi verginin evin dış cephe genişliğine göre alınması.
* CoffeeShoplarla normal cafeleri karıştırmayın. Cafeler yiyecek içecek satarken, CoffeeShoplarda marihuana vb. hafif keyif verici maddeler satılıyor. (NOT: Uyuşturucu bütün kötülüklerin anasıdır. Denemeyin.)
* Şehrin her yerinde görülen XXX sembollü bayrak genel olarak bilinenin aksine sex ve uyuşturucunun serbest olmasını değil 3 korkulan şey olan veba, yangın ve seli sembolize ediyor.
* Şehrin önemli bir kısmı rakım olarak deniz seviyesinin altında yer alıyor.
* Nedendir bilinmez Amsterdamlılarda perde kapama huyu yok.
* 2014 yılında Unicef’in gelişmiş ülkelerdeki çocukların refah ve mutluluk düzeyiyle ilgili gerçekleştirdiği anketin sonuçlarına göre birinci sırada Hollanda bulunuyor. 
Devamını oku ...

6 Ocak 2016 Çarşamba

İtalya’nın En İyi Outletleri



Bu yazım benim gibi alışveriş sevenlere gelsin. Bence Avrupa’daki en iyi outlet alışveriş merkezleri İtalya’da. Malum modanın kalbi İtalya’da atıyor. İtalyan markalarının müthiş tasarımlarına da diyecek yok doğrusu. Durum bu olunca İtalya seyahatleri hep daha bir heyecan verici olmuştur benim için. Outletler  İtalya’nın farklı bölgelerine dağılmış olmakla beraber Floransa, Roma ve Milano çevresinde en iyilerini bulmak mümkün.
 FLORANSA
The Mall
Floransa’ya arabayla 30dk mesafede. Designer outlet olarak adlandırılan lüks outletlerden ve bence İtalya’nın en iyilerinden.
Mağazalar:  Alexander McQueen, Balenciaga, Bottega Veneta, Burberry, Dior, Ermenegildo Zegna, Fendi, Armani, Moncler, Gucci, Pucci, Ferragamo, Valentino, Chopard…
Ulaşım
Adres: Europa 8, Leccio-Reggello.
Araba: (30 dk) A1 otobanı Roma yönünde
Tren:(35 dk) Floransa Santa maria Novella istasyonundan Rignano sull’Arno’ya gelip,5dk’lık taksi yolculuğuyla buraya ulaşabilirsiniz.
Web: www.themall.it

Space Factory Outlets (Prada)
Sadece Prada, Miu Miu; Helmut Lang ve Church’ün ürünleri bulunuyor. Prada fabrikasının ve genel merkezinin yakınında kocaman bir mağaza. Floransa’ya 45 dk mesefade.
Ulaşım
Adres: Via Levanella Becorpi, Localita Levanella, S.S 69, Montevarchi.
Araba: (45dk) A1 otobanı Roma yönünde
Tren: (35-45 dk) Floransa Santa Maria Novella ya da Campo di Marte istasyonundan Montevarchi’ye gelin. 5dk’lık taksi yolculuğuyla buraya ulaşabilirsiniz

Fendi
Fendi’nin kıyafet ayakkabı, aksesuar gibi tüm ürünlerini bulmak mümkün.
Ulaşım
Adres: Via Pian dell’Isola 66/33, Rignano sull’Arno, Reggello.
Araba: (30 dk) A1 otobanı Roma yönünde
Tren: (25-35 dk) Campo di Marte ya da Santa Maria Novella istasyonundan Rignano Sull’Arno Reggello ıstasyonuna gelince yürüyüş mesafesinde.

Dolce & Gabbana
İki katlı mağazada D&G’nın eski ve yeni sezon ürünlerini ve örnek ürünleri bulmak mümkün.
Ulaşım
Adres: Via S. Maddalena 49, Pian dell’Isola Rignano sull’Arno.
Araba: (30 dk) A1 otobanı Roma yönünde
Tren: Campo di Marte ya da Santa Maria Novella istasyonundan Incisa’ya gelip taksiyle 5dk’da ulaşabilirsiniz.

 MİLANO
Serravalle Designer Outlet
İtalya’nın ilk ve en büyük outlet alışveriş merkezi. 180’den fazla mağazayı bir arada bulabileceğiniz keyifli bir açık hava alışveriş merkezi. McArthur Glen Outlet zincirinin merkezlerinden biri
Mağazalar: Dolce&Gabbana, Prada, Versace, Moncler, Burberry, Armani, Bvlgari, Trussardi, Roberto Cavalli, Philipp Plein, Moschino…
Ulaşım
Adres: Via della Moda 1, Serravalle Scrivia.
Araba: Milano’dan 1 saat mesafede. A7 otoyolunun Blogna/Venezia istikametinde.
Tren: Milano Centrale istasyonundan Arquata Scrivia’ya gelip taksi ile ulaşabilirisniz.
Otobus: Milano Foro Bonaparte’den sabahları kalkan otobuslerle de ulaşılabilir.

FoxTown Factory Store
Burası İsviçre’nin İtalya sınırındaki bir outlet merkezi. İtalya otletlerine göre biraz daha pahalı olmakla beraber 160’dan fazla mağazayı bulmak mümkün.
Magazalar: Armani, Dior, Dolce & Gabbana, Gucci, Hugo Boss, Prada, Valentino, Versace, Burberry, La Perla…
Ulaşım:
Araba: Arabayla giderseniz sınırdan geçerken arabaya İsviçre otobanlarını kullanmanız için gerekli olan pulu almanız gerekecek.
Tren: Milano Porta Garibaldi istasyonundan İsviçre’nin Chiasso istasyonuna gelip, buradan taksi ya da alışveriş merkezinin ücretsiz otobusleri ile ulaşabilirsiniz.

Il Salvagente
En kolay ulaşılabilir outletlerden biri. Milano’nun arka sokaklarında. Alberta Ferretti, Armani, Balenciaga, Burberry, Cavalli, Chloe, Dolce & Gabbana, Emilio Pucci, Gucci, Marc Jacobs, Moschino, Prada ve Versace’nin ürünlerini satan tek bir mağaza burası. Seçenek çok fazla değil ama gidip görmekte fayda var.
Adres: Via Fratelli Bronzetti 16, Milan central. 

Armani
Kıyafet, aksesuar, ayakkabı, iç giyim gibi Armani’nin ürettiği tüm ürünleri bulmak mümkün.
Ulaşım:
Araba: (40dk) A9 otoyolunun Lake Como istikametinde.
Tren: Milano Nord Cadona istasyonundan Fino Mornasco istasyonuna gelip, taksi ile ulaşılabilir.
Adres: Via Provinciale per Bregnano, 12, Vertemate con Minoprio.

 ROMA
Castel Romano Designer Outlet
McArthur Glen Outlet zincirinin merkezlerinden biri. 140’dan fazla markanın mağazasını burada bulabilir ve açık havada keyifle alışveriş yapabilirsiniz.
Mağazalar: Versace, Burberry, Belstaff, Trussardi, Roberto Cavalli, Philipp Plein, Moschino, Coach, Michael Kors, …
Ulaşım:
Araba: (20dk) SS 148 yolu Pomezia yönünde.
Otobus: Termini istasyonunun hemen önünden kalkan otobuslerle kolayca ulaşılabilir.
Adres: Via Ponte di Piscina Cupa, 64, Castel Romano.
Devamını oku ...

5 Ocak 2016 Salı

Mozart'ın Şehri SALZBURG Kışın Bir Başka Güzel

1-salzburg-in-winter-jakob-radlgruber
Birkaç yıl önce yine bu zamanlar Salzburg’daydık. Yeni bir tatil araştırması yaparken aklıma gelince yazmadan geçemedim. Mozart’ın doğum yeri, ünlü Sound of Music müzikal filminin seti, UNESCO tarafından Dünya Mirasları Listesine girmiş Old Town (Eski Şehir) bölgesiyle Salzburg, Avrupa’da ki en güzel ve en iyi korunmuş şehirlerden bir tanesi. Özellikle Noel döneminde süslenmiş, ışıklandırılmış, beyaza bürünmüş sokakları müthiş bir görsel şölen sunuyor. Ayrıca kayak bölgelerine yakınlığı ile de kayak severler için güzel bir seçenek. En yakını 10 km en uzağı ise 130 km olmak üzere 22 farklı kayak bölgesi ile ile çevrili bir şehir burası. Çevresindeki kayak merkezlerine gelip bir gününüzü de Salzburg’a ayırabilirsiniz ki burası bir günde rahatlıkla gezilebilecek büyüklükte. İlk iş olarak turizm ofisinden bir harita edinin ve Salzburg sokaklarında kaybolun. 
Eğer müzelere meraklıysanız, Mozart’ın evini, kiliseleri, tepeye konuşlanmış kaleyi içerden görmek istiyorsanız en ekonomik çözüm Salzburg Card. Bu kart ile müzeden, toplu taşımadan, Untersberg teleferiğinden ücretsiz yararlandığınız gibi bazı konser ve tiyatrolardan da indirimli bilet alabilirsiniz. Eğer her yeri gezmek istiyorsanız Salzburg Card gayet makul. 1 günlük kart fiyatı €24, 2 günlük ise €32 iken Mozart’ın doğduğu evin girişi €10, kale €12, Untersberg teleferiği ise €23.
Salzach Nehrinin çevresinde kurulmuş olan Salzburg’un en görülmesi gereken bölgesi nehrin bir tarafında bulunan Eski Şehir yani Old Town. Salzburg Katedrali (Salzburg Dom Cathedral), Salzburg Kalesi  (Hohensalzburg Fortress), Aziz Peter Manastırı  (St. Peter’s Monastery), Ünlü cadde Getreidegasse ve onun üzerindeki Mozart’ın doğduğu ev (Mozart’s Birthplace) bu bölgede bulunuyor v üzerindeki Mozart’ın doğduğu ev (Mozart’s Birthplace) bu bölgede bulunuyor.
Salzburg sokaklarında en ilgimi çeken şeylerden birisi de dükkan tabelaları oldu. Öyle ışıklı devasa tabelalar görmek pek mümkün değil. Ferforje tabelalar dar sokaklardaki ambiyansla tam bir uyum içinde ve harika görünüyorlar. Getreidegasse, Salzburg’un en turistik ve bilinen caddesi. Tüm mağazalar, hediyelik eşyalar satan dükkanlar, kafeler, restoranlar bu caddede ayrıca  Old Town bölgesindeki bu cadde üzerinde Mozart’ın doğduğu ev de bulunuyor. Sapsarı rengiyle zaten ilginizi çekecektir. Mozart’ın müzikleri eşliğinde müzeye dönüştürülmüş evini gezebilirsiniz. Aslında Salzburg’u hiç sevmeyen, çok küçük ve sıkıcı bulan  Mozart şimdiler de Salzburg’un en önemli simgesi. Tüm hediyelik eşya satan mağazalar onun resmi olan çikolatalar, bisküviler, kartpostallar, magnetlerle dolu. Salzburg’un ünlü çikolatacısı Paul Fürst’ün 1980 de  yaptığı ve hala ününü koruyan Mozart çikolatası (Mozartkugel) almadan dönmeyin. Tüm şehirde bulabileceğiniz bu çikolataların asıl orijinali Alter Markt Square’de Konditorei Fürst adlı dükkanda.
files-SalzburgWinterGetreidegasseLarge16334615269_1aab261fcd_m
Mozart_(5)salzmo13
Salzburg Katedrali, Old Town bölgesinde bulunan başka bir muhteşem yapı. Bina 774 yılında kilise olarak yapılmış. 1100’lü yıllarda yanmış ve yeniden inşa edilmiş. Daha sonra 18.yy’da tamamen yıkılıp barok tarzında  tekrardan inşa edilmiş ve günümüze kadar muazzam bir şekilde korunmuş. Gerek dışı, gerek içindeki mimari, işlemeler, resimler, desenler göz alıcı. Ayrıca merak edenlere Mozart’ın vaftiz edildiği kilise burası.
04012011 (13)untitleduntitled1untitled3
Katedralden sonra rotamız Festungberg tepesine kurulmuş Salzburg Kalesi ( Hohensalzburg Fortress). Kale Avrupa’da buluna en büyük kale olmasıyla ünlü.  Harika manzara eşliğindeki füniküler hattıyla kaleye ulaşıyoruz. Yukarıda 360 derece Salzburg manzarası görmek mümkün. Manzara gerçekten şahane. sadece bu manzara için bile buraya çıkılabilir.
04012011 (12)04012011 (15)04012011 (21)P1040093
Aziz Peter Manastırı yine bu bölgede bulun başka bir güzel yapı. Ama açıkçası ana katedralden sonra burası çok ilgi çekici gelmedi. 15dk’lık kısa bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz nehrin diğer tarafındaki Mirabell Palace ve bahçeleri, Salzburg’un başka bir turistik tarafı.1600’lü yıllarda inşa edilen saray bugün belediye binası olarak olarak kullanılıyor ve Salzburg’da ki bir çok nikah merasimine ev sahipliği yapıyor. Sound of Music filminin birçok sahnesi yine bu sarayda çekilmiş. Şimdi karlar altında kalmış sarayın bahçeleri bahar ve yaz aylarında muhteşem peyzajı ile göz alıyor. Ayrıca Salzburg kalesini en güzel fotoğraflayabileceğiniz yer burası. Nehrin yine bu bölgesinde Mozart’ın ve ailesinin yaşadığı evi ziyaret etmek mümkün. Açıkçası aşırı doz Mozart’a maruz kaldığımızdan bu evi de görmeyelim dedik.  Ayrıca 4 saat süren Sound of Music turuna katılıp, şehrin içinde ve çevresindeki filmin çekildiği yerleri ve göl kenarında ki Mondsee şehrini görebilirsiniz.

1776m’de Alp havasını solumak isterseniz Salzburg’dan 10 km uzaklıktaki Untersberg dağı gidilebilecek en yakın yer. Untersberg teleferiği ile ulaşılan tepede panoramik harika bir manzara, 8,5km uzunluğunda siyak kayak pisti ve restoran bulunmakta ayrıca yaz ve kış uygun kıyafetler ve rehber eşliğinde doğu yürüyüşleri yapmak da mümkün.
P1050164gipfelkreuz_print
Salzburg’da Avusturya mutfağının vazgeçilmezi şnitzel, gulaş ve apple strudel  yemeden dönmek olmaz. Şehrin içinde ve çevresindeki bir çok restoranda ya da pub’da bu yiyecekleri bulmak mümkün. Fakat Aziz Peter manastırının duvar dibinde bir restoran var ki çok ünlü. St Peter Stiftskeller, Avrupa’nın en eski restoranıymış ve 803 yılında açılmış. Geleneksel Avusturya yemekleri sunan restoranın hem lezzetleri hem atmosferi harikulade.
1db403f6ab42ddd2fd27ff613471866468340503_OCFvzVkH2ktJj4Y_B5dPvFAps-kQokeCsejRJCT3F3MqVAW-C4AaixO_8-0m3XTA-uUAwi3AA68npkQRN5QbM0st-peter-stiftskeller
Devamını oku ...

16 Temmuz 2015 Perşembe

Leeds'ten İzmir'e tam 6 ülke 3030km...

Yol uzun, yine düştük yollara.  Geçen yıl çok keyifli geçen yolculuğumuzdan sonra bu yılda Türkiye'ye yine arabayla gidiyoruz. 

İngiltere’den çıkışımızı Folkestone’dan Eurotunnel ile yaptık. Folkestone'da bu sefer güvenlik daha bir sıkı. Birçok aracı köpeklerle falan didik didik arıyorlar. Biraz erken gitmekte fayda var. Aman sonra treni kaçırmayın. İngiltere saatiyle 12:50 trenine binip Manş Denizi'nin(İngilizce: English Channel; Fransızca La Manche) altından 35dk’lık bir tren yolculuğuyla Fransa saati ile 14:25'te Calais’ye ulaştık.  Reims, Metz,Colmar, Basel, Zurich, Lucern ve Lugano’dan geçerek gece saat 23:00 civarlarında Como’ya geldik. Como'da geçen yıl da kaldığımız Just Hotel Lomazzo'da bir gece kalıp, öğleden sonra Ancona’dan kalkan feribota binmek üzere Milano, Parma ve Bologna rotası üzerinden Ancona'ya doğru yola koyulduk. Milano-Parma arasında Fidenza Village'e de uğramadan geçmedik tabi. Burası İngiltere, Fransa, İtalya gibi çeşitli ülkelerde açık hava alışveriş konseptiyle kurulmuş Chic Outlet Shopping outletler zincirinin Fidenza halkası. Özellikle İtalyan modacıların ürünleri görülmeye ve almaya değer. Merkezin hemen arka yolunda bulunan Agrinacente isimli şarküteri nefis İtalyan peynirlerinden, etlerinden, zeytin ve zeytin ürünlerinden alabileceğiniz çok güzel dekore edilmiş bir dükkan. 



Calais’den Ancona’ya kadar olan yolculuğumuz tam 1515 km sürdü. Sabah saat 8 gibi Lomazzo'da ki otelden ayrilip geze geze saat 14:00 gibi Ancona'ya ulaştık. Eğer durmazsanız bu yolu en fazla 4.5-5 saat gibi bir sürede alabilirsiniz. Eğer gece geçiyorsanız daha kısa bile olabilir. Sabah saatlerinde hafif trafik vardı. 

Ancona’dan Igoumenitsa’ya feribot ile geçtik. Bu güzergahta çalışan birkaç feribot firması mevcut. Biz Anek Line’ı kullandık. Biletleri firmaların kendi internet sitelerinden, aracı firmalardan ya da gittiğinizde limandan alabilirsiniz fakat özellikle yaz aylarında biletinizi önceden almalısınız çünkü gemiler genellikle dolu oluyor. Gemi yolculuğu 14 saat kadar sürüyor. Eğer kamara alırsanız, dinlene dinlene çok keyifli bir yolculuk yapabilirsiniz. Feribotta yeme içme adına öyle çok lezzetli olmasa da her şey mevcut. Çocukların eğlenebileceği küçük bir havuz da var. Sabah erkenden feribot Yunanistan'ın Igoumenitsa limanına ulaştı.


Tamamen dinlenmiş, yola sanki şimdi çıkıyormuşuz hissiyle İpsala’ya doğru yola koyulduk. Igoumenitsa'yı Türkiye'ye bağlayan otoban harika. Yola çıkmadan önce araştırma yaparken Yunanistan’daki otobanda benzinci olmadığını, otobana girmeden önce mutlaka benzin alınması gerektiği gibi uyarılar okudum. Evet yol üstünde benzinci yok fakat şehir çıkışlarında birkaç kilometre gidince benzinci bulabiliyorsunuz. Ayrıca bu benzincilerin olduğu çıkışlar tabelalarla da gösterilmiş. O nedenle strese gerek yok. Fakat Yunanistan'daki ekonomik kriz dolayısıyla bankalar kapalı ve atmlerden para çekme limiti €60 ile sınırlı olduğundan önlem almakta fayda var. 

670 km’lik yolculuğumuz boyunca Kozanı, Thessaloniki(Selanik), Kavala, Alexandroupolis(Dedeağaç)’i geçerek İpsala Sınır kapısına ulaştık. Yunanistan’dan çıkışı kolayca yaptık fakat Türkiye tarafında birazcık bekledik. Yok tırları tartan kantarda tek kişi çalışıyormuş, yemeğe gitmiş, falan falan falan. Bizim memlekette böyle şeyler bitmez zaten. Neyse kısa bir bekleyişten sonra artık Türkiye’deyiz. 


Biz buradan İzmir’e doğru yola çıktık. Yol inanılmaz kötü, hem bozuk, hem tek gidiş-geliş, hem virajlı, yer yer saçma sapan yol çalışmaları var. Küçük bir bölümü geçen seneden bu yana bitirebilmişler fakat daha çok çalışmaları lazım. Onca yol geldik şu birkaç saatte öleceğiz diye korkmadık değil yani.

Tüm Avrupa boyunca yollar gayet güzel otoban. Özellikle İsviçre'de bazı yerlerde hız kameraları mevcut fakat yakalanırsanız nasıl bir prosedür söz konusu bir fikrim yok. Sık sık önünüze gişeler çıkıyor. Sürekli bir para verme durumu söz konusu. İsviçre sınırında ön camınıza yapıştıracağınız otoban pulunu almak zorundasınız. Tüm otoban ücretleri yaklaşık €150 civarı tutuyor. 

Kullandığımız Güzergah :

Leeds(UK) - Folkestone(UK) – Calais(FR) – Reims(FR) – Metz(FR) – Colmar(FR) – Basel(CH) – Lucern(CH) – Lugano(CH) – Como(IT) – Milan(IT) – Parma(IT) – Bologna(IT) – Ancona(IT) – Igoumenitsa(GR) – Kozani(GR) – Thessaloniki(GR) – Kavala(GR) – Alexandroupolis(GR) – Ipsala(TR) – Çanakkale(TR) – Ayvalık(TR) – İzmir(TR)


Devamını oku ...
/*Sayfa numaralandırma*/