28 Haziran 2014 Cumartesi

Sardunya ve Zümrüt Yeşili Sahilleri... - 1

www.tips-fb.com
31 Mayıs 2014
 
Sardunya'da ne mi yapılır, yenir, içilir, denizin, güneşin, kumun keyfine varılır.
 
Gece 10 sularında Olbia havaalanından çıkıyoruz. Hafif serin, çiçek kolu Akdeniz havası bizi bizden alıyor. Kiralık arabamızı alıp, otele doğru yola koyuluyoruz. Yollara daracık ve karanlık. Etrafta tek tük evler ve ara ara restoranlar göze çarpıyor. 30km lik yolculuk sonrasında  Cannigione’de ki otelimize ulaşıyoruz. Etraf karanlık, manzarayı görmek mümkün değil ama yoğun yasemin kokusu heryeri sarmış. Otelimiz Hotel Relais Villa del Golfo & Spa. Konumu, personeli, kaliteli hizmeti, konforu ve güzel yemekleriyle kalmaktan keyif aldığımız oteller listesinde yerini aldı. Bulunduğumuz bölge, Sardunya Adası’nın inci beyazı kumsalları ve turkuaz rengi deniziyle ünlü Costa Smeralda yani Zümrüt Kıyısı. Yarın Zümrüt Kıyısıyla tanışmanın hayaliyle çok heyecanlıyız.


Saat neredeyse 11'e geliyor ama otelde kalmaya hiç niyetimiz yok ayrıca karnımız aç. Sardunya'nın lezzetlerini keşfetmek için sabırsızlanıyoruz. Resepsiyondaki bayan her nekadar bu saattle açık biryer bulamayacağımızı söylese de kararlıyız. Adanın en hareketli bölgesi olduğunu önceki araştırmalarımda öğrendiğim Porto Cervo'da şansımızı denemeye karar veriyoruz. 20 dk'lık yolculuk sonrası müthiş lezzetli bir sofradayız. Ristorante Pizzeria Hivaoa 12:00-24:00 arası hizmet veren adadaki ender restoranlardan. Yemekler harika özellikle deniz mahsüllerini ve makarnalarını tavsiye ederim. Özellikle ızgara kalamar ve zeytinyağlı ve sarımsaklı spaghetti ayrı bir leziz. Taş fırında yaptıkları pizzalarını ise başka birgün gelip deneyeceğiz. Eeee artık İtalya'da olduğumuza göre yemek sonrası tiramisu ve espresso şart tabi. Tek kelime müthüş!!!  Yemeklerin kalitesini yanında hafif salaş dizaynı, çalışanlarının ilgi alakası (neredeyse servisin bitmesine yakın gelmemize rağmen öyle güzel ağırlandık ki) herşey güzeldi.
 
20140601_IMG_418920140601_IMG_419120140531_IMG_3658






Veee Sardunya'da ilk günümüz başlasın...


1 Haziran 2014

 
 
Sabah odanın perdesini açtığımda bu manzarayla karşılaştım. O nasıl bir mutluluk, nasıl bir huzur, nasıl bir tatilde olduğunu idrak etme anlatamam. Sıcak, havada bir yasemin kokusu, karşıda muhteşem Akdeniz daha ne olsun. Her sabah bu manzaraya açtık gözlerimizi, kahvaltımızı yaptık. Havuzun keyfini çıkardık. Akşamları kokteyllerimizi yudumladık. Sardunya sakin, huzurlu tam dinlenilecek tatilin adresi. Hele birde bizim gibi tam sezonun başlamadığı Haziran başı burda olursanız, heryer daha bir sakin, plajlar size ait harika.
 
 
 
İlk gün Palau'dan kalkan feribotlarla La Maddalena Adası'na gittik. Böyle bol bol denize doyalım diye. Adadan adaya yolculuk yaptık.  Feribot her 20 dakikada bir kalkıyor. Girişteki ofisten bilet almanız mümkün, önceden rezervasyona falan gerek yok. Yolculuk 15-20 dakika sürüyor.  Amacımız tekne kiralayıp, adanın etrafını gezmekti. Burada ehliyet olmadan da tekne kiralamak mümkün. Şansımıza tüm tekneler bugün rezervasyonluymuş. Bizde atladık arabaya adanın çevresini keşfe başladık. La Maddalena ve Caprera adaları birbirine son derece ilkel yapılmış bir köprüyle bağlı. Özellikle Caprera'nın koyları muhteşem. Bu arada sahillerde öyle ihtişamlı beach clublar falan hayal etmeyin. Bazılarında bir su alabilecek büfe bile yok. Doğayla tamamen başbaşasınız. Denizin kumun keyfini çıkaracaksınız fazla lüks aramayın. Hatta plajların birçoğuna ulaşabilmek için zorlu bir patika yoldan 15-20 dk yürümek gerekse de buna değer. Eğer bu eziyeti çekmek istemiyorsanız   en ideali tekne kiralamak. Tüm günü o koy senin bu koy benim dolaşarak bitirdikten sonra yine feribota atlayıp geri döndük. Feribotu beklerken hemen karşıdaki dondurmacıdan koca bir külah dondurma almayı da ihmal etmedik. Italyan dondurması hakkaten söyledikleri kadar güzelmiş.
 
Otele gidip akşam için hazırlanıktan sonra istikamet Porto Cervo. 1960larda Aga Han tarafından alınıp, kurulmus olan bu bölge, adada en hareketli saatleri geçirebileceğiniz yer. İhtişamlı restoranları, ünlü gece klupleri, muhteşem koyu, devasa tekneleri, gösterişli marinası, şıkır şıkır giyinmiş insanları ve bol sıfırlı alışverişin adresi mağazalarıyla Porto Cervo Sardunya'da başka bir dünya. Adanın en lüks bölgesi. Adanın geneline yayılmış olan, sakinlik ve sadelikten burda pek eser yok. Sardunya'da kalmayı tercih etmeyeceğim ama gelip keyifli saatler geçirmekten hoşlandığım bir yer oldu Porto Cervo. Özellikle akşam yemeği öncesi marinada üç beş tur, şöyle denize karşı bir aparatif keyfi, biraz da alışveriş gayet güzel oluyor. Küçük bir not Formula 1 ile özdeşleşmiş Flavio Briatore’nin meşhur mekanı Billionare’de burada. Maalesef açılışına 2 hafta daha varmış çılgın eğlenceleri kaçırdık ama napalım Smile 
 
İşte Porto Cervo’dab bir kaç kare…
 
20140601_IMG_421720140601_IMG_422220140601_IMG_369920140606_IMG_382120140606_IMG_4374

Burada akşam yemekleri bir seramoni adeta. Restoranlar 8'den önce servise başlamıyorlar. Öğlen yemekleri de 12 ile 2.30 arası. Bu saatler dışında yiyecek birşeyler bulmak biraz zor. Akşam üstü kısa Porto Cervo turumuzu yaptıktan sonra, yine Porto Cervo’da pizzalarıyla ünlü IL POMIDORO’ya gidiyoruz. İtalya’ya gelip pizza yemeden dönmek olmaz tabi. Ama bu nasıl bir pizza? Eğer pizza bu ise bizim bu güne kadar yediklerimiz ne idi? diye sormadan geçemiyoruz. Deniz ürünlü pizza gerçekten çok nefisti. Mantarlı olanı da harikaydi. Yanında da soğuk Sardunya birası Ichause iyi gidiyor. Bu arada pizzalar odun fırınında pişiyor. o incecik hamurunun yanında odunun o kokusu da lezzetin bir diğer sırrı olsa gerek. Bir gün yolunuz Sardunya’ya düşerse bu güzel pizzalardan birini denememezlik yapmayın.

20140601_IMG_423120140601_IMG_4236
 
Ve geldik ilk günün sonuna. Anladım ki Sardunya’da günler yeme içme ve güneşlenmeyle geçecek.
 
 
Daha sonraki Sardunya maceralarında görüşmek üzere…
 
 
Yelda & Ömer
 
 
 
 
 
 
 


16 Mayıs 2014 Cuma

Işıklar içinde uyuyun...

www.tips-fb.com


Soma'da ki maden faciasında hayatını kaybeden işçilerimize Allah'tan rahmet, ailelerine sabır, yaralı olarak kurtulanlara acil şifalar diliyoruz.

Yelda & Ömer


26 Şubat 2014 Çarşamba

Mont Blanc'ın eteklerinde bir cennet: Chamonix - 2

www.tips-fb.com
Chamonix 2. gün
05/01/2014
 
 
 
 
2. gün bu güzel manzaraya açtık gözlerimizi. Sabah henüz erken, güneş yavaş yavaş Alpler'in ardından beliriyor, kar taze, hava soğuk, Mont Blanc biraz sisli. Şansımıza bugün güneşli bir gün olacak gibi duruyor.

Bugün Alpler'de yürüyüş yapıyoruz. Aslında benim için son yıllarda bizim için kayak ve snowboarddan ibaret olan kış tatili, bu sene Ömer'in menisküs ameliyatından dolayı biraz biçim değiştirmek zorunda. Kayak yerine değişik alternatifler bulduk. Chamonix bunun için ideal bir yer, kayak yapmadan kış tatilinde birçok şey yapılabilirmiş. Arabayla bir kaç dakikalık uzaklıktaki Les Houches kayak merkezinde bir de yürüyüş hattı mevcut, biz de istikameti buraya çevirdik bugün. Arabayı otoparkta park edip, telecabinin hemen karşısındaki mağazadan özel yürüyüş aparatlarını kiralayıp, başladık tırmanmaya. Aslında bu yürüyüşü yapmamızın bir amacı da, listemde mutlaka gidilmeli olarak işaretlediğim bir dağ restoranında öğle yemeğimizi yemekti fakat ilk başlarda eğlenceli gelen bu aktivite bir müddet sonra bizi fazlasıyla yordu. Ve maalesef yarı yolda parkurdan ayrılıp, yola zor attık kendimizi. Yarı yol dediğime bakmayın yaklaşık 1,5 saat kadar tırmandık. Tabi çıktığımız yol öyle işlek değil, başadık yürümeye ama yol bitecek gibi de değil. Son çare ilk gelen araca otostop oldu ve voila :) Bizi aşağı indirecek bir İngiliz'e denk geldik. Bize İngilizlerden kurtuluş yok.  Her ne kadar çok yorulmuş olsak da, o restorana ulaşamamış olsak da, yukarlarda bulduğumuz küçük dereler, karlarla kaplı ağaçlar, manzara öyle güzeldi ki buna değdi doğrusu. İşte yürüyüşte biz...
 
IMG_1555IMG_158620140105_IMG_344120140105_IMG_344020140105_IMG_343720140105_IMG_3444IMG_1563IMG_1576IMG_1567IMG_1581
 
 
 
 

Şu meşur restoranı da yazmadan geçmek istemiyorum. Burası hakkında öyle güzel yorumlar okudum ki, gidemediğim için üzgünüm. Ama belki de bu Chamonix'ye bir daha ki gelişimizin bahanesi olur. Bu arada burayı ertesi gün kayarken buldum ama tek başıma gitmek istemediğimden başka bir kışa bıraktım. Restoranın adı Les Vieilles Luges ( http://www.lesvieillesluges.com ). Pistin biraz dışında, ağaçlar arasına gizlenmiş, küçük bir dağ evini küçük bir restoran yapmışlar. Havanın güzel olduğu bir güne denk gelirseniz muhteşem terasında, çok soğuk ve yağışlı bir gün ise içerde şöminenin karşısında keyifle yemeğinizi yiyebilirsiniz. Gidin, görün, keyfini çıkarın, bize de yazın ;)

Otostopla arabamıza ulaştığımızda saat 5 gibiydi ve kurtlar gibi açtık. Dün akşam aklımda kalan raclette bugüne en uygun yemek olacaktı. Ve tekrar Le Monchu'da aldık soluğu. Raclette, İsviçre'ye özgü bir yemek, yemek dediğime de bakmayın peynirin adı aslında. Özellikle sunum olarak, bugüne kadar gördüklerimin en orjinali Le Monchu'da olandı. Ve en lezzetlisi. Kömür ateşi gibisi yok tabi. Fazla anlatmaya gerek yok işte resimler... Yanında et, haşlanmış patates ve güzel bir şarapla tadına doyamayacağınız raclettei, Chamonix'deyseniz burdan başka bir yerde yemeyin. Bu arada size bir not, raclette akşam yemeği için fazla ağır bir yemek aklınızda bulunsun. 
20140105_IMG_279620140105_IMG_345120140105_IMG_3449

 
Yemek sonrası kısa bir Chamonix turunun ardından, otelin spasında günün tüm yorgunluğunu attık üstümüzden. Yarın program çok dolu, hem Montenvers'de ki buz mağarasını gezeceğiz, hem Mont Blanc'ın zirvesine çıkacağız. 


Yelda & Ömer


6 Ocak 2014 Pazartesi

Mont Blanc'ın eteklerinde bir cennet: Chamonix

www.tips-fb.com
 
Chamonix'de 1. gün
04/01/2014
 
Sabah erkenden Cenevre'den ayrılıp, Chamonix'ye doğru yola koyulduk. Yol yaklaşık 45-50dk kadar sürüyor. Muhteşem dağ manzarası, dağların arasında akan irili ufaklı şelaleler derken yolun nasıl geçtiğini anlamıyor insan. Chamonix'ye yaklaştıkça manzara daha da güzelleşiyor ve tüm heybetiyle Alpler'in ve Avrupa'nın en yüksek dağı Mont Blanc (Beyaz Dağ) selamliyor bizleri.
 
Chamonix (okunuşu:şamoni), Mont Blanc'ın eteklerinde küçük, şirin bir Fransız kasabası. Ayrıca İsviçre ve İtalya ile olan sınır komşuluğu ile aynı gün içinde 3 ülkede kayak yapabilme imkanı veren heyecan verici bir kayak merkezi.
 
Chamonix ilk görüşte sevdirdi kendini bize. Güzel chaletler, dört bir yanı sarmış Alpler, bembeyaz sokaklar,  ellerinde kayaklarla etrafta dolaşan insanlar, herkes de bir tatil havası... Hemen otele bavullarımızın atıp, karlı sokaklarda dolaşmak, Chamonix'yi keşfetmek için sabırsızlanıyoruz. Otelimiz L'Heliopic Hotel Sweet&Spa. Meşhur Augille du Midi teleferiğinin hemen yanında. Hem konum hem konfor olarak çok memnun kaldığımız otelin spası da ayrı bir huzur vericiydi. Tavsiye edermisin sorusuna yanıtım kesinlikle evet olacaktır. İçimizde 2014'ün ilk karıyla Chamonix'de karşılaşmanın heyacanıyla kendimizi bu şirin kasabanın şirin sokaklarına bırakıyoruz. Aslında burası oldukça küçük bir kasaba, merkezi tek bir cadde üzerine kurulmuş bile diyebiliriz. Rue du Docteur Paccard, Chamonix'nin en hareketli caddesi. Araç trafiğine kapalı bu caddede, Michelin yıldızlı restoranları, küçük kafeleri, iştah açıcı şarküterileri, leziz tatlılarla ağız sulandıran meşhur Fransız patiserrilerini, Moncler, Chanel (bu arada Chanel'in kayak merkezlerinde bulunan tek mağazası bu sanırım) gibi mağazaları bulabilirsiniz. Bizimde ilk istikametimiz burası oldu ;) 

 
Caddenin devamında rastladığımız Chalet 4810 hem göze hem damağa hitap eden tatlılarıyla beni benden aldı. 
 
 
Tatlılara dayanamayınca biraz ters oldu ama tatlı üstüne öğlen yemeği için dolaşırken tesadüfen seçtiğimiz La Carlina'da Fransızların meşhur soğan çorbasını içtik. Çorba gayet başarılıydı fakat oldukça yavaş olan servis ve sıkışık tıkışık ortam rahatsızlık vericiydi. Zaten atmosfer olarak da sadece öğlen yemekleri için tercih edilebilecek bir restoran. Gidin soğan çorbasını için ama sakın akşam yemeği için tercih etmeyin. Tecrübeyle sabit.
 
Karnımızı da doyurduktan sonra Chamonix sokaklarında bol fotoğraflı bir gün geçirdik. Ve biz Chamonix'yi çok sevdik. "Bir sen, bir ben, bir de Chamonix" bugünümüzün en güzel tarifi sanırım. İşte size fotoğraflarla Chamonix merkez...

 
 
İlk akşam yemeği için tercihimiz, çok çok beğendiğimiz daha sonra ki günlerde iki kere daha gittiğimiz Le Monchu oldu. Geleneksel bir dağ evi konseptiyle döşenmiş bu şirin restoranda Savoyard mutfağı denilen dağ yemeklerinden bir çok alternatif bulmak mümkün. Bizim bu akşamki menümüz başlangıç olarak peynir tabağı ve beyaz Mont Blanc birası, ana yemek olarak da braserade aux 3 viandes yani kendin pişir kendin ye ;) özellikle masaya getirdikleri küçük mangal dizaynıyla beni kendine hayran bıraktı. Bir mangaldan beklenmeyecek bir zariflik ;) alıp eve götürmeyi istedim o derece yani.
 
Adres: 1 Rue du Lyret, Chamonix
 
 
 
Bu güzel akşam yemeği sonrası Chamonix sokaklarını biraz turlarlayıp, ayak üstü sıcak şarabın keyfini çıkarıp, otele döndük. Yarın Alpler bizi beklerrrr...
 
Yelda & Ömer
 


 
 

9 Kasım 2013 Cumartesi

Bizimlesin, Sonsuza dek... Olmasaydın, olmazdık...

www.tips-fb.com




 


29 Mayıs 2013 Çarşamba

Saint-Tropez / Güney Fransa - 2

www.tips-fb.com

Eylül’de St. Tropez başkadır…

01/09/2012

IMG_1112

 

Bugün istikamet dünya jet sosyetesinin tatil yeri St. Tropez. Sabah erkenden koyuluyoruz yola. Cannes-St. Tropez arası 1 saat kadar sürüyor fakat sezonda trafik dolayısıyla bu yolculuğun süresi 3 saate kadar çıkabiliyormuş haberiniz olsun. St Raphael’den tekne alternatif olarak düşünülebilir. Eskiden küçük bir balıkçı kasabası olan St. Tropez 1950’ler de Brigitte Bardot sayesinde bugünkü ününe kavuşmuş. St Tropez denildiğinde ne aklına geliyor derseniz: lüx, ihtişam, Brigitte Bardot, La Tarte Tropezienne ve Sandales Tropezinnes diyebilirim.  10 bini bile bulmayan nüfusuna karşın gündüz plajaları, akşamüstü butikleri ve kafeleri, gece de şık restoranları, kulüpleri ve tekne partileri ile St. Tropez yaz aylarında çok kalabalık bir tatil yeri haline dönüşüyor. Siz de bizim gibi bu hengameden kaçıp sadece St Tropez’i yaşamak istiyorsanız buraya geliş zamanınız kesinlikle Eylül ayı olmalı. St Tropez’e adım atar atmaz arabayı bir yerlere parkedip, attık kendimizi St Tropez sokaklarına. Marinanın arkasındaki dar sokaklardaki bitişik nizam, iki üç katlı, muhteşem mimarili evler, pencerelerin önündeki rengarenk çiçekleri seyretmekten neredeyse boynumuz tutuldu. Alt katlar ise cafe, restoran ya da mağazalar olarak konumlanmış olmasına rağmen gözü yoran, atmosferi bozan hiç bir şey yok. Kusursuz bir mimari. Tatil beldelerimizi bu denli harap etmiş olmamıza bir kez daha içim acıdı ne diyim. Bir harita edinip tek tek tüm sokakları dolaştık. St Tropez kalesine çıkmaya dermanımız kalmadı artık bir daha ki sefer. Şirin kasabanın şirin sokakları aynı zaman da bir alışveriş cenneti. Dünyaca ünlü tüm mağazaları burada bulmak mümkün. Unutmadan meşhur St Tropez sandeletlerinden almadan dönmeyin. En meşhuru Sandales Tropeziennes. Tabi birde La Tarte Tropezienne var. Buranın meşhur tartı. Onuda yemeden dönmeyin. Ara sokakların keyfini çıkarıp, şirin bir patisseriede kahve molası verip, marinada aldık soluğu. Böyle devasa lüx yatlar bir burda birde Monte Carlo’da olsa gerek. Sahil boyunca sıralanmış cafelerde oturup geleni geçeni seyretmek bir ritüel halini almış. Tahmin edersiniz ki ön masalarda yer bulabilmek biraz şans. Biraz da sahil kısmının tadını çıkarıp, bir daha ki sefere görüşmek üzere St Tropez deyip, koyuluyoruz yola. Yarın tüm gün Cannes’da denizin keyfini sürüp. Ertesi gün Marsilya’da olacağız.

St Tropez fotoğraflarıyla güle güle diyoruz size.

IMG_1117IMG_1120IMG_1132IMG_1135IMG_1134IMG_1124IMG_1128IMG_1129IMG_1130IMG_1136IMG_1138IMG_1139IMG_1145IMG_1159IMG_1165IMG_1168

Marsilya yazısıyla görüşmek üzere.

Yelda & Ömer