Etiketler

16 Temmuz 2015 Perşembe

Leeds'ten İzmir'e tam 6 ülke 3030km...

Yol uzun, yine düştük yollara.  Geçen yıl çok keyifli geçen yolculuğumuzdan sonra bu yılda Türkiye'ye yine arabayla gidiyoruz. 

İngiltere’den çıkışımızı Folkestone’dan Eurotunnel ile yaptık. Folkestone'da bu sefer güvenlik daha bir sıkı. Birçok aracı köpeklerle falan didik didik arıyorlar. Biraz erken gitmekte fayda var. Aman sonra treni kaçırmayın. İngiltere saatiyle 12:50 trenine binip Manş Denizi'nin(İngilizce: English Channel; Fransızca La Manche) altından 35dk’lık bir tren yolculuğuyla Fransa saati ile 14:25'te Calais’ye ulaştık.  Reims, Metz,Colmar, Basel, Zurich, Lucern ve Lugano’dan geçerek gece saat 23:00 civarlarında Como’ya geldik. Como'da geçen yıl da kaldığımız Just Hotel Lomazzo'da bir gece kalıp, öğleden sonra Ancona’dan kalkan feribota binmek üzere Milano, Parma ve Bologna rotası üzerinden Ancona'ya doğru yola koyulduk. Milano-Parma arasında Fidenza Village'e de uğramadan geçmedik tabi. Burası İngiltere, Fransa, İtalya gibi çeşitli ülkelerde açık hava alışveriş konseptiyle kurulmuş Chic Outlet Shopping outletler zincirinin Fidenza halkası. Özellikle İtalyan modacıların ürünleri görülmeye ve almaya değer. Merkezin hemen arka yolunda bulunan Agrinacente isimli şarküteri nefis İtalyan peynirlerinden, etlerinden, zeytin ve zeytin ürünlerinden alabileceğiniz çok güzel dekore edilmiş bir dükkan. 



Calais’den Ancona’ya kadar olan yolculuğumuz tam 1515 km sürdü. Sabah saat 8 gibi Lomazzo'da ki otelden ayrilip geze geze saat 14:00 gibi Ancona'ya ulaştık. Eğer durmazsanız bu yolu en fazla 4.5-5 saat gibi bir sürede alabilirsiniz. Eğer gece geçiyorsanız daha kısa bile olabilir. Sabah saatlerinde hafif trafik vardı. 

Ancona’dan Igoumenitsa’ya feribot ile geçtik. Bu güzergahta çalışan birkaç feribot firması mevcut. Biz Anek Line’ı kullandık. Biletleri firmaların kendi internet sitelerinden, aracı firmalardan ya da gittiğinizde limandan alabilirsiniz fakat özellikle yaz aylarında biletinizi önceden almalısınız çünkü gemiler genellikle dolu oluyor. Gemi yolculuğu 14 saat kadar sürüyor. Eğer kamara alırsanız, dinlene dinlene çok keyifli bir yolculuk yapabilirsiniz. Feribotta yeme içme adına öyle çok lezzetli olmasa da her şey mevcut. Çocukların eğlenebileceği küçük bir havuz da var. Sabah erkenden feribot Yunanistan'ın Igoumenitsa limanına ulaştı.


Tamamen dinlenmiş, yola sanki şimdi çıkıyormuşuz hissiyle İpsala’ya doğru yola koyulduk. Igoumenitsa'yı Türkiye'ye bağlayan otoban harika. Yola çıkmadan önce araştırma yaparken Yunanistan’daki otobanda benzinci olmadığını, otobana girmeden önce mutlaka benzin alınması gerektiği gibi uyarılar okudum. Evet yol üstünde benzinci yok fakat şehir çıkışlarında birkaç kilometre gidince benzinci bulabiliyorsunuz. Ayrıca bu benzincilerin olduğu çıkışlar tabelalarla da gösterilmiş. O nedenle strese gerek yok. Fakat Yunanistan'daki ekonomik kriz dolayısıyla bankalar kapalı ve atmlerden para çekme limiti €60 ile sınırlı olduğundan önlem almakta fayda var. 

670 km’lik yolculuğumuz boyunca Kozanı, Thessaloniki(Selanik), Kavala, Alexandroupolis(Dedeağaç)’i geçerek İpsala Sınır kapısına ulaştık. Yunanistan’dan çıkışı kolayca yaptık fakat Türkiye tarafında birazcık bekledik. Yok tırları tartan kantarda tek kişi çalışıyormuş, yemeğe gitmiş, falan falan falan. Bizim memlekette böyle şeyler bitmez zaten. Neyse kısa bir bekleyişten sonra artık Türkiye’deyiz. 


Biz buradan İzmir’e doğru yola çıktık. Yol inanılmaz kötü, hem bozuk, hem tek gidiş-geliş, hem virajlı, yer yer saçma sapan yol çalışmaları var. Küçük bir bölümü geçen seneden bu yana bitirebilmişler fakat daha çok çalışmaları lazım. Onca yol geldik şu birkaç saatte öleceğiz diye korkmadık değil yani.

Tüm Avrupa boyunca yollar gayet güzel otoban. Özellikle İsviçre'de bazı yerlerde hız kameraları mevcut fakat yakalanırsanız nasıl bir prosedür söz konusu bir fikrim yok. Sık sık önünüze gişeler çıkıyor. Sürekli bir para verme durumu söz konusu. İsviçre sınırında ön camınıza yapıştıracağınız otoban pulunu almak zorundasınız. Tüm otoban ücretleri yaklaşık €150 civarı tutuyor. 

Kullandığımız Güzergah :

Leeds(UK) - Folkestone(UK) – Calais(FR) – Reims(FR) – Metz(FR) – Colmar(FR) – Basel(CH) – Lucern(CH) – Lugano(CH) – Como(IT) – Milan(IT) – Parma(IT) – Bologna(IT) – Ancona(IT) – Igoumenitsa(GR) – Kozani(GR) – Thessaloniki(GR) – Kavala(GR) – Alexandroupolis(GR) – Ipsala(TR) – Çanakkale(TR) – Ayvalık(TR) – İzmir(TR)


Devamını oku ...

22 Haziran 2015 Pazartesi

Olmadı Bir de Miami Yapalım :)


IMG_6540IMG_6576

Eskiden beri hep bir Amerika havası soluma isteği vardı içimde. Artık uzak olmasından dolayı mı? Avrupa hep el altı gibi olduğundan değişik geldiğinden mi? Filmlerden mi? Yoksa Sibel Can'dan mı bilinmez? Sonunda gittik, gördük, aşık olduk, geldik. Amerika'da ilk durağımız Miami oldu. Yılın 8 ayı yazı yaşayan, Amerika'nın Latin kapısı Miami'yi seveceğimi düşünüyordum da, bugün al bavulunu git deseler valla giderim diyecek kadar olacağını sanmıyordum. Geleli daha bir kaç hafta oldu biz karı koca ciddi ciddi oradan ev bakar olduk. Hadi hakkımızda hayırlısı.

Öncelikle gerçekten Amerika bir özgürlükler ülkesiymiş. İnsanlar anormal rahat, birçok değişik milletten insan gül gibi geçip gidiyorlar hep beraber. Mutlular, eğleniyorlar, hayatın tadını çıkarıyorlar. Yılın 8 ayı sıcaklık 25-35 derece arasında değişirken kalan 3 ayda da minimim 15 derece oluyormuş. Böyle güzel bir iklim mutlu etmeye yeter insanı zaten. Gelinebilecek en güzel ayların Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ekim ve Kasım olduğunu, Ağustos ortasından Eylül sonuna kadar olan dönemin fırtına dönemi olduğundan çok sevimli olmayabileceğini de gitmişken öğrendik. Tropikal iklim dolayısıyla ara ara yağışlar olabiliyor ama aniden gelen yağmur aniden gidiyor ve ışıl ışıl güneş kendini gösteriyor. Sokaklar yıllarca izlediğimiz filmlerin, dizilerin setleri gibi. Büyük Amerikan arabaları, yüksek sesli müzikler, dans edenler, gösterişli villalar, gece gündüz plaj kıyafetleriyle dolaşan insanlar, paten ya da kaykay kayanlar, kilometrelerce uzunluğunda kumsallar, sörf yapanlar, okul otobüsleri, polis arabaları... vs. Miami Vice'ı yaşadık resmen.
IMG_0229IMG_0244IMG_0371IMG_0222IMG_0250
Miami, Küba, Karayip ve Haiti kökenlilerin yoğun yaşadığı, bu nedenle de onların kültürlerinden, renkli ve hareketli yaşamlarından hatta dillerinden fazlaca etkilenmiş bir şehir. Neredeyse İngilizce ikinci dil olmuş durumda. Hizmet sektöründe çalışanların birçoğu ya hiç İngilizce bilmiyor ya da çok az konuşabiliyor. Eğer İspanyolca biliyorsanız işiniz baya bir kolay olacak. Gündüzler ayrı, geceler apayrı eğlenceli. Günün her saati yapacak bir atraksiyon bulmak mümkün. Geçirdiğimiz en eğlenceli tatillerden biriydi Miami tatilimiz. Miami, öyle kalesi, katedrali, müzeleri olan bir şehir değil. Buraya geliyorsan denizin, güneşin tadını çıkaracaksın, adrenalin dolu su sporlarını yapacaksın, diyeti, kalorileri unutup fast foodun dibine vuracak, geceleri de gönlün istediği gibi eğleneceksin.
Miami, Downtown ve Miami Beach olarak iki bölümden oluşuyor. Downtown gökdelenlerin ve daha çok iş merkezlerinin bulunduğu şehir kısmı. İş yaşamı ve klasik şehir yaşamı bu bölgede. Köprülerle anakaraya bağlanmış olan Miami Beach bölgesi ise, otellerin, eğlencenin, upuzun kumsalların bulunduğu Miami'nin cezbeden bölümü. Tatil için geliyorsan bu bölgede kalmak en mantıklısı. Miami Beach'in en haraketli bölümü ise South Beach. Restoranlar, barlar, kulüpler, mağazalar daha çok South Beach'te toplanmış. Fakat trafik, otopark problemi ve bu kısmın plajlarının çok kalabalık olması nedeniyle daha kuzeydeki otelleri tercih etmek daha mantıklı. Biz The Palms Hotel 'de kaldık. Sabahları otelin önünden geçen Miami Beach Boardwalk boyunca yürüyüşler yaptık. Burası South Beach'ten başlayıp kuzeye doğru 40 blok boyunca uzanan meşhur tahta yürüyüş yolu. Özellikle sabahları ve akşamüstleri harika manzaralı palmiyeler arasındaki bu yol boyunca yürümek, sonrada sahilde kumların üzerinde yoga yapmak bir akım haline gelmiş. Ayrıca her gün sabah 7'de ve akşam 5 ve 6'da olmak üzere 3. Cadde can kurtaran kulübesinin önünde ücretsiz yoga derslerine katılmakta mümkün.
IMG_6872IMG_0309
Sahil upuzun, tertemiz, göz alabildiğine bembeyaz kum kaplı. Deniz güzel ama bir Ege değil tabi ve biraz şansa bağlı. Bazen dupduru, sıcak, akvaryum gibi bazen dalgalı bazen köpek balıklı. O yüzden fazla açılmamak lazım ne olur ne olmaz. Bazı bölgelerde bulunan köpek balığı olabilir tabelaları ise insanı fazlasıyla tedirgin ediyor.  Sahil boyunca her an geçen helikopterler hem reklam yapıp hem de köpek balığı olup olmadığını kontrol ediyorlarmış. Arada kafayı kaldırıp bakmakta fayda var sanırım. Sahil boyunca sıralanmış birbirinden güzel cankurtaran kulübeleri ise Miami'nin simgelerinden. Sırf bu şirin kulübeleri fotoğraflamak için bile sahil boyu yürünebilir.
IMG_6619IMG_6627IMG_0192IMG_0285IMG_6620
Miami Beach
Miami'nin köprülerle anakaraya bağlanan turistik kısmı. Güneyde South Pointe Park'tan güneyde Surfside'a kadar olan bölge Miami Beach olarak adlandırılıyor. South Beach, Ocean Drive, Art Deco District hepsi bu bölgede. Geniş kumsallar, gösterişli evler, okyanus manzaralı oteller Miami'nin bu kısmında. Kuzey kısmı güneye göre çok daha sakin ve elit.
South Beach
Kısaca Sobe.  Asıl hayatın aktığı, daha eğlenceli, daha turistik olan kısım. Gündüz deniz,güneş, kum üçlüsüyle tüm günü geçirebileceğiniz en güzel sahil şeridi bu bölge. Fakat sahiller oldukça kalabalık. Birbirlerine paralel Alton Road, Washington Avenue, Collins Avenue ve Ocean Drive boyunca 15 bloğun oluşturduğu Miami Beach'in en haraketli bölümü. 1920'lerde ortaya çıkmaya başlayan art deco akımının başkentinin Miami'nin South Beach bölgesi olduğu söylenir. 1923-1943 yılları arasında inşa edilmiş 800 kadar yapı ile oluşturulan Art Deco District South Beach'e ayrı bir özellik katar. Çevrede dolaşırken gördüğünüz el emeğine değil de sanayi üretimine dayalı, geometrik desenli, sade, pastel rengi binalar bu mimarinin ürünleridir.
South Pointe Park çimlere uzanıp, Atlantik Okyanusu kenarından günbatımını izleyebileceğiniz, piknik sepetinizi, şarabınızı alıp romantik anlar geçirebileceğiniz, yürüyüş, akşam sporu veya günbatımına karşı yoga yapabileceğiniz bir yer. Yada gelin sadece bunları yapan insanları izleyin ve gün batımının keyfini çıkarın. 
IMG_6732
Ocean Drive
Sobe'nin en popüler caddesi Ocean Drive. Miami'nin en piyasa yerlerinden. Bizde hemen hemen her gün buradaydık. Aç arabanın üstünü, fonda Will Smith çalsın, turla dur. Eğer becerebiliyorsan tak patenleri ayağına sahile paralel uzanan Lummus Park seni bekler. Kartpostallardan, Dexter, Miami Vice gibi dizilerden ve Scarface'den tanıdığımız cadde burası. 1. Cadde ile 15. Cadde arası 15 blok boyunca uzanan caddede restoranlar, kafeler, barlar, kulüpler bulunuyor. Günün her saati canlı, her daim haraketli. Tüm cafe ve restoranlar masaları kaldırıma atmışlar. İçerideki eğlence, müzik sokağa taşmış.
Gianni Versace'nin 1997'de eşcinsel sevgilisi tarafından merdivenlerinde öldürüldüğü muhteşem malikanesi de bu caddede üzerinde. Çok şaşalı duruyor. Şimdilerde restorana dönüştürülmüş. Genellikle hafta sonları özel partiler dolayısıyla kapalı oluyor.
Ocean Drive'da Mango's Tropikal Cafe çeşitli dans şovlarıyla meşhur bir gece kulübü ve restoran. Şovlar her gün 8'de başlıyor. Restoran olarak değil de yemekten sonra geç saatlerde gidilebilecek oldukça eğlenceli bir mekan. Şovlar güzel. Eğlence sabah 5'e kadar devam ediyor. Ocean's ten yine Ocean Drive'da güzel müzik yapan, eğlencesi bol başka bir mekan. 
IMG_0360IMG_6850IMG_6856IMG_0375
 IMG_6739IMG_0326IMG_0327IMG_0308IMG_0168IMG_0294IMG_6567IMG_6743
Lincoln Road Mall
Trafiğe kapalı olan bu cadde, barları, cafeleri, dünya mutfaklarından restoranları ve çeşitli mağazalarıyla keyifli vakit geçirebileceğiniz bir yer. Oldukça çeşitli mağazaların yanında eğer ilginizi çekiyorsa göz gezdirebileceğiniz sanat galerileri de mevcut. Özellikle akşam üstleri çok kalabalık.  Pazar günleri 09.00-18.30 saatleri arasında burada kurulan sebze meyve pazarı da oldukça popüler.
Downtown Miami
Miami'nin gökdelenleriyle ünlü merkezi. Downtown son zamanlarda Miami'nin en hızlı büyüyen ve gelişen bölgesiymiş. Zaten her köşe başındaki yeni gökdelen inşaatından da bu anlaşılıyor. Miami Beach'ten bu tarafa geçince birden ortam değişiyor ve metropol hayatı başlıyor. Şort, t-shirt, terlik burada yerini etek, ceket, pantolona bırakmış. Herkes bir koşuşturma halinde. Açıkçası bu taraf bizi öyle pek cezbetmedi. Şöyle bir dolanıp, bir şeyler yiyip, kaçtık hemen. Önce ünlü markaların mağazalarının bulunduğu Design District'i sonra da Bayside Marina'yı da dolaşmayı ihmal etmedik. Bu arada unutmadan ünlü isimlerin malikanelerinin bulunduğu ve sadece tekne turuyla uzaktan görebileceğiniz Star Island (Yıldızlar Adası) turları Bayside Marina'dan kalkıyor. Bence çok gereksiz. 
IMG_6728IMG_0176



Little Havana
Little Havana, zamanında Küba'dan kaçan Kübalıların yerleştiği ve büyük çoğunluğu Kübalılardan oluşan Downtown'un hemen batısında kalan bir semt.  Miami'nin Latin havasını hissetmek için görülmesi gereken bir kesimi. Burada yaşayanların çoğu İngilizce bilmiyor ya da ilk dil olarak İspanyolca konuşuyorlar. Küba kültürünün her şeye işlediği bu semtte, renkli duvar resimleri, puro içip politika konuşurken domino oynayan yaşlı amca ve teyzeler, rengarenk heykeller, puro fabrikaları ve mis gibi kokan Küba kahvesi özellikle aklımda kalanlar oldu. Calle Ocho (SW 8th Street), Little Havana'nın en hareketli caddesi. Domino Park da bu cadde üzerinde. Biz oturup oynayacak masa bulamadık gittiğimizde ama ortam çok eğlenceliydi. Caddede şöyle bir yürüyüp, birkaç hediyelik bir şeyler aldıktan sonra yapılacak en güzel aktivite mis gibi kokan Küba kahvesinin (O kahvenin tadı hala damağımda) yanında el yapımı Küba purolarının tadını çıkarmak. Bence bunun için en harika mekan Little Havana Cigar Factory(Adres: 1501 SW 8th Street). Eğer puroya da meraklıysanız burası bir puro cenneti. Yüzlerce hatta binlerce çeşit puroyu bulmanız mümkün. Bu bölgede bu tarz birçok dükkan var. Buranın özelliği rahat koltuklarında oturup, keyfini çıkara çıkara puronuzu ve kahvenizi içebilmeniz. Havalandırmanın çok kuvvetli olması büyük rahat diğer yerlerde puro içelim derken az kalsın boğuluyorduk.
IMG_6596IMG_6600IMG_6606IMG_6608
Cuban Crafters (Adres: 3604 NW 7th Street) başka bir puro dükkanı. İlanlarında dünyanın en geniş puro dükkanı olduğu yazıyor ama ne derece doğrudur bilemem. Çok çeşitli puroları ve küllük, puro makası, puro çakmağı gibi birçok yan ürünü de burada bulabilirsiniz. Gidip el yapımı purolarını alabileceğiniz gibi puro yapmayı da öğrenebilirsiniz. Ama efsanelerde olduğu gibi bacaklarında puro saran genç kızlar yok maalesef. Puro yapımı da öyle göründüğü gibi kolay değilmiş hani. Bizim yaptıklarımız hep çok şekilsiz oldular. İçerde küçük bir kafe ve neden orada olduğuna anlam veremediğimiz berber dükkanı var. Fakat ortam o kadar duman altı ki bir müddet sonra dumandan kafayı bulmamanız elde değil.
IMG_0233IMG_0235IMG_0236IMG_6593IMG_6590

Coconut Grove
Miami'nin en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunun öğrendiğimiz Coconut Grove'u görünce biraz şaşırdık doğrusu. Eski, yıllanmış, yorgun bir semt beklerken burası renkli, neşeli, bol yeşillikli bir yer çıktı. Baksanıza turist danışma ofisini bile nasıl şirin yapmışlar. Burası akşam üstü gelinip, serin havada şirin butiklerinde alışveriş yapabileceğinizi bir açık hava alışveriş merkezi gibi. Gerçekte alışveriş merkezi olan Cocowalk oldukça küçük. İçinde devasa bir Victoria's Secret mağazası haricinde bir iki küçük dükkan ve restoranlar var. Fakat CocoWalk'un çevresindeki ağaçlarla çevrili caddeler güzel butikler, kaliteli restoran ve cafelerle dolu. Ayrıca Coconut Grove bir birinden güzel parkları ve yıl boyu dönem dönem yapılan festivalleriyle de ünlüymüş.
IMG_6633IMG_6635IMG_6637

Maimi'nin listemdeki bölgelerini bitirdikten sonra arabaya atlayıp Miami'nin kuzeyini keşfe çıktık. A1A yolunu takip ederek North Palm Beach'e kadar gittik. Yol tek gidiş geliş ve hep şehir içi olduğundan bazı yerlerde trafik yavaş aksa da etrafa bakına bakına fotoğraf çeke çeke gittiğimizden hiç sıkılmadık. İlk durağımız Hollywood oldu. Yok yok o bildiğimiz Hollywood değil burası Florida'nın Hollywood'u. Hollywood Miami gibi denizden ayrı değil. Merkez tam deniz kenarında kurulmuş. Oteller, cafeler, restoranlar hep sahil şeridinde. Daha çok çocuklu ailelere hitap ediyormuş gibi geldi bana. Miami'ye göre daha az hareketli, daha dingin ama bembeyaz kum sahili ve denizi aynı güzellikte.
IMG_6770IMG_6780IMG_6773201006-w-boardwalk-hollywood
Sahilden yolumuza devam ettiğimizde Fort Lauderdale'e geldik. Fort Lauderdale plajları, Venedik'i hatırlatan kanalları, sanatsal ve kültürel etkinlikleri ve güzel bir tatil bölgesi olmasıyla ünlü. Gündüz plajlarda güneşlenip denizin tadını çıkarabilir, akşamüstleri The Galleria Mall'da alışveriş yapabilir ve geceleri Fort Laudardale Beach Bulvard üzerindeki barlarda eğlenebilirsiniz. Burası hakkında çok güzel yorumlar duşmuş olsam da hatta Miami yerine Fort Lauderdale'i seçmem gerektiği söylenmiş olsa da hala Miami'den daha güzel olduğunu düşünmüyorum. Tabi çocuklu bir aile iseniz yada yaşınız birazcık kemale ermişse ya da çok haraketli tatiller yerine daha sakın olanları tercih ediyorsanız burası iyi bir seçenek olabilir.
Fort Lauderdale'den kuzeye doğru harika malikanelerin bulunduğu bölgelerden geçerek Palm Beach'e varıyoruz. Kimi zaman okyanus manzaralı, yemyeşil bu yol adeta görsel bir şölen sunuyor. Sizi bilmem de ben o yol üstünde herhangi bir yerde de yaşayabilirim. Palm Beach, Florida eyelatinin ünlü plajlarından biri. Dünyanın en pahalı evleri listesinin üçüncü sırasındaki ev Palm Beach'te bulunuyor. Amerikalı milyarder Donald Trump'ın okyanus kıyısındaki bu malikanesi 125 milyon dolar değerindeymiş. Güle güle otursun.
IMG_0356IMG_6811IMG_6816IMG_6797IMG_6817


Miami'de Yeme-İçme
Burada asıl olay hamburger. Gerçekten çok lezzetli ve devasa hamburgerler yedik. Ama birçok milletten insanı barındıran bu şehirde her çeşit restoranı da bulmak mümkün. Her damağa hitap eden lezzet var yani. Seçenek çok fazla. Daha çok Küba mutfağı revaçta. Bunun yanında İtalyan ve Meksika restoranları sıkça görülüyor. Ayrıca masalar genellikle hep sokaklarda. Yürüyen insanlarla iç içe yemek yiyorsunuz. Gelelim test edip onayladıklarımıza...

Shake Shack
IMG_6925 Kesinlikle bugüne kadar yediğim en güzel hamburger buydu. Özellikle kendi özel soslarını ekledikleri ShackBurger ve peynirli patates kızarmalarını (Cheese Fries) şiddetle tavsiye ederim. Dondurmaları ve milkshakeleri gerçekten başarılı. Sosisli sandviç o kadar da başarılı değil ama yenilmeyecek gibi de değil. 
Adres: 1111 Lincoln Road, Miami Beach


11th Street Diner
Photo 1 (2)IMG_6573 Tam bir Amerikalı. Filmlerde ''hey dostum bana bir hamburger bir kola ver'' dedikleri sahnelerdeki hamburgercilerden. Tam Sam amcanın köşe başındaki restoranı yani. İnsanların dünyayla iletişimi kesmiş vaziyette yemeklerine yumulmaları, koca koca porsiyonlar, klasik dekor, para atılan müzik kutusu, şişko insanlar. İster bar kısmında oturun ister, ister masalarda ortam çok keyifli. Bol kalorili her şeyi bulmanız mümkün.  Menü çok çeşitli. Fazla aç değilseniz iki kişi bir çeşit sipariş vermenizi tavsiye ederim.
Adres: 1065 Washington Avenue, Miami Beach

Burger & Beer Joint
IMG_6611
Çok çeşitli bira ve burgerleri  var. Zaten adı üstünde Burger & Beer Joint. Thunder Road burger garsonun bize önerisiydi. İçindeki domuz pastırmasını çıkarttırabilirsiniz. İnce ince dilimlenmiş patates kızartması da çok güzeldi.
Adres: 900 S Miami Avenue, Downtown



Five Guys
Oldukça yaygın bir fast food zinciri. Birçok yerde var. Git, ye, iç, çık. Çabuk, bol kalorili ve sağlıksız ama maalesef lezzetli. Menü belli Hamburger, Hotdog, patates kızartması, milk shake.

Joe's Stone Crab
IMG_6729Eğer deniz ürünlerini seviyorsanız buraya mutlaka gelmelisiniz. Koskoca restoranın her daim tıklım tıklım olmasından bile nasıl lezzetli ve kaliteli şeyleri önünüze koyacaklarını tahmin edebilirsiniz. Birkaç farklı biftek ve tavuk çeşitlerini menülerine eklemiş olsalar da buranın olayı yengeç. Sıcak servis edilen sarımsaklı ızgara yengeç bacağı (Crab legs) ve soğuk servis edilen yengeç kıskaçları şiddetle tavsiye edeceklerim. Bunların haricinde bir çok çeşit balık ve ıstakoz, midye, istiridye gibi kabuklu deniz ürününü de burada bulmanız mümkün. Eğer barda uzun süre beklemek restoranın hemen yanında self servis olarak hizmet veren bir kısım da mevcut. Rezervasyon almamaları tek eksi yanları sanırım.
Adres; 11 Washington Avenue, Miami Beach



Havana 1957
IMG_6647IMG_6641
Aslında daha önce hiç Küba mutfağını denememiştik. Büyük kayıpmış. Çok lezzetli et yemekleri var. Çok bir fikrimiz olmadığından eğlenceli garsonumuza bıraktık seçimleri ve hiç de pişman olmadık. Geleneksel Küba sosuyla kızarmış tavuk (Especialidad de la casa) ve siyah fasulye ve pilavla sunulan ızgara biftek (Vaca frita) tadı damağımızda kalan Küba lezzetleri oldu. Yemek öncesi aperatifi olarak garsonun önerdiği mohito çok başarılıydı. Yemek sonrası Küba kahvesi ve hemen restoranın yanında bulunan dükkandan alacağınız bir Küba purosuyla keyifli saatler geçirebilirsiniz. Restoranın bulunduğu sokak oldukça kalabalık ve eğlenceli.
Adres: 405 Espanola Way, Miami Beach


OH! Mexico
IMG_6846
Meksika mutfağını severiz biz ailecek. Burayı Havana 1957'ye geldiğimizde görmüştük. Hemen karşısında zaten. Cızırdayarak gelen fajitalarda gözümüz kalınca hem de bu eğlenceli sokağı beğenince ertesi günde buradayız. Çilekli marharita güzel, fajita lezzetli, ceviche başarılı, müzik güzel, hava şahane, eee daha ne olsun.
Adres:1440 Washington Avenue, Miami Beach





TGI Fridays
IMG_6628IMG_6629
Geçliğimizin Bağdat Caddesi'nde ki mekanı, ana vatanında karşımıza çıkınca bir öğlen yemeği için gitmemek olmazdı. Ocean Drive'ın en haraketli bölgesinde olması ayrıca bir keyifli oldu. İstakoz soslu bifteğin bu kadar lezzetli olacağını da düşünmezdim. Hamburger de fena değildi.
Adres: 500 Ocean Drive, Miami Beach




Texas de Brasil
Izgara biftek için en doğru adreslerden. Leziz etlerinin yanında restoranın güzel manzarası da gözlerinize hitap ediyor. Marinanın içinde. Akşam servisi 17.30'dan sonra başlıyor haberiniz olsun.
Adres: 300 Alton Road, Miami Beach
La Locanda Ristorante Italiano
Miami'de ki son gecemizde İtalyan mutfağından esintiler olsun deyip,  bu şirin, kargaşadan uzak, daha az turistik restoranda karar kıldık. İlk görüşte biraz soru işaretleri vardı kafamızda ama çok acıkmıştık ve daha fazla beklemek istemiyorduk. Tek yanlışımız porsiyonların Amerika tarzı kocaman geleceğini tahmin edemeyip hem başlangıç hem ana yemek seçmemiz oldu. Kalamar tava, focaccia, deniz ürünlü spaghetti ve biftekti seçimlerimiz. Hiç abartısız her şey çok lezzetliydi.

Birde son olarak Miami'de alışveriş hakkında yazacaklarım var ama onlar ayrı bir yazıyı hakkediyor bence.
Yelda & Ömer
Devamını oku ...
/*Sayfa numaralandırma*/