12 Aralık 2014 Cuma

Alışveriş Cenneti: Londra


İngiltere’ye gelen arkadaşlarımın sorduğu “Londra’da nerede alışveriş yapacağız?” sorusuna bir yazıyla toptan cevap vermek istedim. Yıllarca yaşadığım, sokaklarını karış karış bıkıp usanmadan gezdiğim bu güzel şehir aynı zamanda gerçek bir alışveriş cenneti. Büyük alışveriş merkezlerinden, çok katlı mağazalara, küçük butiklere, ünlü caddelerden, pazarlara kadar herşey var Londra’da. Londra’da alışveriş denince aklıma ilk gelen yer hep Oxford Street olur. Bu cadde ve çevresi, sokak modasının kalbinin attığı, her daim kalabalık, ucuzundan pahalısına aradığınız herşeyi bulabileceğiniz harika bir yer.

FNO-4-Vogue-17Sept14-pr_b
Metroyla Oxford Circus durağına gelip, yukarı çıktığınızda tam karşınızda Topshop’un devasa mağazasını göreceksiniz. Üç katlı bu kocaman mağaza Topshop’un flagship mağazalarından. Pek benim tarzım olmasa da, arkadaşlarımın 4-5 saati  hiç sıkılmadan burada harcadıklarını bilirim. Aynı yuvarlakta H&M, Nike, Bennetton’u da bulmanız mümkün. Hyde Park yönüne doğru devam ettiğinizde ünlü çok katlı mağazalar House of Fraser, John Lewis, Debenhams ve benim favorim Selfridges’i (işte burda saatlerimi harcayabilirim), Zara, Mango, Next, River Island, Fcuk, Primark… vs bulabilirsiniz. Özellikle Selfridges İngilizlerin çok rağbet ettiği mağazalardan. İçeride kadın,erkek,çocuk giyimden, aksesuarlara, müchevherlere, ev tekstilinden, mobilyaya hatta yiyecek içeceğe kadar bir çok markanın ürünlerini bulabilirsiniz. Mağazanın sürekli değişen iç dizaynının yanında her sezon farklı bir temayla düzenledikleri vitrinleri de çok ilgi çekici.
Şimdi de Londra’da lüks alışverişin kalbinin attığı bir caddeye gidelim. Oxford Street’te yürürken Next mağazasından sonra sola dönerseniz, Bond Street’e geliyorsunuz. Burası 18. yüzyıldan beri Londra'nın en ünlü alışveriş caddesi olarak biliniyor. Caddenin kuzey kısmı artık "New Bond Street", güney kısmı ise “Old Bond Street” olarak bilinse de, İngilizler eski ismi tercih ediyorlar. Bond Street’te Burberry, Prada, Louis Vuitton, Moschino, Bvlgari, Chanel, Hermes, Martin Margiela, Victoria Secret gibi moda dünyasına yön veren tasarımcıların mağazalarını bulabileceğiniz gibi tasarım butikler, kuyumcular, pahalı dekorasyon mağazaları, antika ve sanat eseri satan yerleri de bulmak mümkün.


 

80-pairs-of-shoes-piccadilly-london-the-athenaeum-bond-street-luxury-shoppingmaison-louis-vuitton-new-bond-street-london
 
 
Bond Street’i bitirip, caddenin sonundan sola dönüp Picadilly’e yürüyoruz. Picadilly ve çevresinde hediyelik eşyalar, magnetler.. vs bulabileceğiniz irili ufakli bir çok dükkan mevcut.Picadilly’den yukarı doğru Oxford Circus’a kadar uzanan uzun cadde Regent Street. Her dönem çeşitli temalarla süslenen bu cadde özellikle yeni yıl dönemi çok renkli ve çok ışıklı oluyor. Cadde boylu boyunca yine mağazalarla dolu. Her yeni modeli çıktığında kapısınde kuyruklar oluşturan Apple, çocukların herşeye saldırdığı Hamleys, gençlerin son zamanlardaki vazgeçilmez mağazası Hollister ve daha niceleri bu cadde üzerinde.
Oxford Circus’a yaklaşırken sol koldaki ara sokakların birinde bir İngiliz klasiği Liberty’i göreceksiniz. Yaklaşık 140 yıldır kalite ve moda tutkunların vazgeçilmezi olan mağaza, Tudor tarzı ahşap dokulu binasıyla da dikkat çekiyor. Ev konseptiyle ürünlerin konumlandırıldığı mağazanın özellikle 4. katında bulunan dekorasyon bölümü ve Vintage ürünleri mağazanın en çok konuşulan bölümlerinden. Liberty’i gezdiyseniz şimdiki tavsiyem hemen kendinizi arka sokaklara atmanız. Trafiğe kapalı Carnaby Street, küçük, şirin, değişik butikleriyle farklı parçalar bulabileceğiniz keyifli bir cadde.
 
IMG_1777IMG_1778IMG_1797
 

Kocaman bir yuvarlak çizerek başladığımız yere gelmiş bulunuyoruz. Lüks alışveriş için diğer bölge Knights Bridge / Kensigton. Sloane Street’te Gucci, Burberry, Harvey Nichols, D&G, Versace,Fendi, Louise Vuitton gibi markaları bulabileceğiniz gibi, ünlü Harrods mağazasını da gezebilirsiniz. Bu tarz mağazaları bulabileceğiniz bir başka adres ise tabi alışveriş merkezi içinde gezmek isterseniz Shepherd’s Bush’da ki Westfield Shopping Centre. Bunların dışında Notting Hill’deki Portobello Market, Camden Town’da ki Camden Market (burayı daha önceki bir yazımda anlatmıştım) ve Covent Garden’da ki mini mini, sirin butikler, ilginç kıyafetler, vintage ürünler ve çok çeşitli hediyelikler bulabileceğiniz keyifli mekanlar. Eğer meraklısıysanız Cumartesi günleri Portobello’da bir de bit pazarı kuruluyor. Birgün bu pazarı da ayrıntılı yazacağım inşallah.

 Diğer Londra yazılarım…

 

Yelda & Ömer

 Bol tatilli günler…    









Devamını Oku »

7 Aralık 2014 Pazar

Şirin, şık ve gurme dağ kasabası: Megeve – Fransa

 
08/01/2013
Bu günü gezmeye ayırdık. Sabah uzun uzun kahvaltımızı edip, 40dk’lık kısa bir yolculuk sonrasında Megeve’e geldik. Burası şirin, küçük, sakin  bir dağ kasabası. Daha çok zengin, orta yaşlı kesme hitap eden bir havası var. Zaten etraf kürklü teyzeler ve pipo içen amcalarla dolu. Son yıllarda Michelin yıldızlı restoranlarıyla da gurme turların uğrak noktası olmaya başlayan Megeve’in Michelin yıldızlı 4 restoranından biri 3 yıldızlı. Megeve’in merkezi oldukça haraketli. Birbirinden şirin cafe ve restoranlarda oturabilir (13.30 gibi hemen hemen hepsi kapanıyoraklınızda olsun) iştah açan şarküterilerden leziz şeyler alabilir, hediyelik eşyalar satan dükkanlarda saatler harcayabilirsiniz. Bunun yanında  meraklısına ünlü markaların mağazaları ve elegant butikler bol sıfırlı alışverişin keyfini de sunuyor.
17. yüzyıldan kalma kilise ve köyün geneli çok güzel korunmuş. Dar sokaklarda dolaşırken sanki yüzyıllar öncesindeymişsin hissine kapılıyor insan. Köy ve çevresinde fayton turu yapabilmek de mümkün.
Megeve, Gurme restoranları dışında yıl boyunca düzenlenen çok çeşitli kültür – sanat aktiviteleri ve pistleriyle de ünlü. Burada toplam pist uzunluğu yaklaşık 445km’yi bulan 3 önemli kayak bölgesi var: Mont d'Arbois, Rochebrune ve La Jaillet. Çok yüksek bir konumda bulunmadığı için daha az kar alan bölge, kolay ve geniş pistleri ile genelde başlangıç ve orta seviyede kayakçılara hitap ediyor. 116 lifti ile 217 pisti bulunan bölgedeki pistlerin dağılımı ise şöyle : 33 siyah, 84 kırmızı, 63 mavi and 37 yeşil.
Megeve’den bizim kameramıza yansıyanlar….
20140109_IMG_3567IMG_1871IMG_1881IMG_1875IMG_1873IMG_1874IMG_1879IMG_1880IMG_1886IMG_1890IMG_1891IMG_1892IMG_189320140109_IMG_3568
Biz bugün pistlere uğramadık gerçi sadece gezdik ama nacizane fikrim, Megeve’de kalmak biraz sıkıcı olabilir. Köy oldukça şirin olmasına şirin, güzel olmasına güzel ama bir o kadar da küçük. Açıkçası pek gençlere göre değil. Ama ben gündüz kayağımı yapar, akşamda şık restoranlarda yemeğimi yer sakin bir tatil yaparım diyorsanız, Megeve güzel bir alternatif olabilir.
Bol tatilli günler…
Keşke hep tatil olsa…
Yelda & Ömer
Devamını Oku »

5 Aralık 2014 Cuma

ALIŞVERİŞ: Bicester Village, Oxfordshire


HOSPITALITY-006a-TIC-12-14-LR-RGB

Gerek dünyaca ünlü markaların ürünlerini %80’lere varan indirimlerle alabileceğiniz mağazaları, gerek şirin mi şirin köy konsepti, gerekse de dünya mutfaklarından farklı seçenekler sunan restoranlarıyla Bicester Village, Chic Outlet Shopping bünyesinde outlet köyleri konseptiyle kurulmuş Avrupa ve Çin’de ki 11 köyden bir tanesi. Londra’ya trenle 45 dk, arabayla 1saat 15 dk mesafede. Londra’da yaşadığımız dönemlerde çok sık gittiğimiz şimdi ise üç beş ayda bir uğrayabildiğimiz bu outlet birçok bayan için olduğu gibi benim içinde bir cennet. Üstüne üstlük alışveriş esnasında sizi konforlu hissettirebilecek heşeyi de düşünmüşler. Özellikle haftasonu burada olacaksınız (ki hiç tavsiye etmem acayip kalabalık oluyor) Londra’dan Shopping Express ile gelmek ya da köyün vale park hizmetinden yararlanmak ya da tercihiniz trense istasyondan köye olan servisler, sizi gereksiz trafik ve park stresinden kurtarabilir. Hands-free shopping hizmeti buranın en sevdiklerimden. Aldıklarınızı taşıma derdinden de sizi kurtarmışlar sağolsunlar. Bunun için geldiğinizde Visitor Centre’a gidip küçük bir ücret ödemeniz yeterli. Sonra da doğru alışverişe. İçlerinde Burberry, Gucci, Dior, Kenzo, Michael Kors, Prada, Moncler, Versace, D&G, DKNY, Fendi, Saint Laurent (tüm liste için buraya bir tık :) ) gibi birçok ünlü markanın indirimlerinin keyfini çıkarmaya. Birşeyi söylemeden geçmiyim genelde güzel şeyler bulunsa da maalesef bazı dönemlerde alıcak bişey bulmak biraz zor oluyor. Yani anlayacağınız işiniz birazcık şansa kalmış. Özellikle Christmas öncesi biraz kalabalık olmakla birlikte daha kaliteli şeyler bulmak mümkün olabiliyor. Tabi Christmas süslemeleri ve ışıklarıyla daha renkli bir atmosferde alışveriş yapmanın keyfini de unutmamak lazım.  Birde şemsiyenizi de yanınıza almanızda fayda var. Malum İngiltere’de yağmurun ne zaman yağacağı belli olmaz.


IMG_4987IMG_4989IMG_4990
IMG_4994IMG_4995

Alışveriş sonrası köydeki restoranlardan birine oturabilir. Ya da buraya kadar gelmişken 15 dk daha gidip Oxford’u da görebilirsiniz. Birde çok kenarda köşede kalmış, nehrin kıyısında, hiç turistik olmayan bir restoran önerim olacak size. Sadece 15-20 dk’lık araba yulculuğuyla ulaşabileceğiniz The Thout Inn. İngilizlerin geleneksel pub kültürlerini hissedebileceğiniz ve sınırlı sayıda yemeklerden oluşan mutfaklarını tadabileceğiniz, bu nezih 17. yy dan kalma çifrik evinin keyfini de sürün derim.  Adres :  Godstow Road, Wolvercote, Oxford, OX2 8PN
IMG_0397The-TroutIMG_1932IMG_1927IMG_1933IMG_19403e5383c5ae52658509520d12aceff4496be764e9c389db700ade1e931f421db2IMG_1936

Yelda & Ömer
Bol tatilli günler…
Devamını Oku »

4 Aralık 2014 Perşembe

Mont Blanc'ın eteklerinde bir cennet: Chamonix - 3

Chamonix 3 ve 4. gün

06/01/2013 – 07/10/2013

MONTENVERS - MER DE GLACE VE GROTTE DE GLACE

Bu günü tamamen gezmeye ayırdık. Önce 200m genişliği ve 7km uzunluğuyla Fransa’nın en büyük buzulu olan Mer de Glace (Buz denizi)’a ve hemen bitimindeki buz mağarası Grotte de Glace’a gittik . Chamonix’nin merkezinden bindiğimiz şirin kırmızı tren kıvrıla kıvrıla tepeye tırmanarak, harika bir manzara eşliğinde  bizi 1913m’deki Montenvers istasyonuna getirdi. Ardından gerçekleştirdiğimiz kısa bir teleferik yolculuğu sonrası acı gerçeklerle karşılaştık. Buz mağarasına ulaşabilmek için tam 430 basamak inmemiz gerekiyordu ve bu demek oluyor ki çıkışta da o basamakları çıkacaktık. Buraya kadar gelip dönmek olmaz tabi. Mecbur başladık inmeye. Bitmedi bitmedi bitmedi. O basamaklar bitmedi. Sağolsunlar arada sırada kaç basamak kaldığını gösteren tabelalar koymuşlardı.  Sonunda mağaraya ulaştık. Muhteşem bir doğa olayı. Mağara ilgi çekici ve bir o kadar da şaşırtıcı geldi bana. Buzun içinde donmuş böcekler, bitkiler hayli ilginçti. İçini gezmesi, buraya ulaşmaktan daha kısa zaman alsa da görülmeye değerdi bence. Donmuş kocaman bir dalga görünümündeki buzulun yarattığı manzar da hayli güzeldi doğrusu.  Bir müddet manzaranın keyfini çıkarıp, buzul üstünde kayak yapanları seyredip (bu arda burada kayak yapabilmek için dağ tecrübenizin olması ya da bir rehber eşliğinde kaymanız gerekiyor), o 430 basamağı çıkmaya başladık. Çok kolay olmadı tabi. Bu arada unutmadan Mont-Blanc Unlimited Ski Pass Montevers trenini de kapsıyor haberiniz olsun.

 

06012014 (1)06012014 (21)06012014 (30)06012014 (11)06012014 (17)06012014 (63)06012014 (32)06012014 (34)06012014 (62)

06012014 (64)06012014 (59)06012014 (65)

 

MONT BLANC / AIGUILLE DU MIDI – 1035m’den 3842m’ye yolculuğumuz.

Avrupa’nın ve Alplerin en yüksek tepesi Mont Blanc (4842m). Günlerdir açık, sissiz, pussuz bir havayı bekledik buraya çıkmak için.  Mutlaka yukarıda ki hava durumunu öğrenin çıkmadan önce. Eğer hava kapalıysa manzarayı görebilmeniz mümkün olmayacak ve boşu boşuna çıkmış olacaksınız. Aiguille du midi teleferiği 1955 yılında yapılmış hiçbir destek ayağı olmadan 1035m’den 3842m’ye  çıkmasıyla dünyanın en uzun ve en dik teleferiği olarak biliniyor.  2800m’yi yaklaşık 20 dk’lık bir zamanda çıkıyorsunuz. İki tane halata bağlı bir kutu içerisinde zaman zaman sallana sallana o kadar yükseklere çıkmak biraz ürkütücü. Teleferikten indikten sonra İsviçre, Fransa ve İtalya Alplerinin büyüleyici manzaralarını izleyebileceğiniz teraslar mevcut. Manzara muhteşem. Chamonix ayaklarımız altında. Alpler sıra sıra dizilmiş tüm ihtişamıyla karşımızda. Zirve terası ile kuzey terasının bulunduğu iki tepe arasına bir köprü yapılmış. En yüreğimi ağzıma getiren yer de burasıydı. Bir demir parçası üstündesiniz ve aşağısı alabildiğine boşluk. Bulunduğumuz yükseklik 3800m. Buradan kayaların içinden 42m daha yukarıya çıkan bir asansörle zirveye ulaşmak mümkün. Maalesef teknik bir arıza dolasıyla biz oradayken kapalıydı. Bu arada sıcaklık –15 derecelerde, oksijen düşük, zaman zaman nefesimiz kesiliyor, nefes almakta zorlanıyoruz. Restorana gidip birşeyler atıştırma vakti. Restoranda kapali bir seyir terası gibi. Üç yanı camlarla kaplı. Yemekler çok muhteşem olmasa da zirvede yemek yemenin de zevki bir başka. Yaklaşık 2.5 saati yukarıda geçirdik. İnişi için teleferiği beklerken oksijen düşüklüğünden bir ara bayılıcam hissine kapılmış olsam da, o denli yüksekte bulunmak ayrı bir keyifti. Eğer off pist kaymayı göze alıyorsanız buradan kayarak inmeniz de mümkün. Tabi aşağıdaki resimde de göreceğiniz üzere bir müddet iki yanınız uçurumken o kayaklar sırtınızda yürüdükten sonra. Bana göre çılgınlık ama bunu yapan birçok kişiye şahit olduk. Mont-Blanc Unlimited Ski Pass teleferikte de geçerli.

Bu arada yaz aylarında tepede bulunan panaromic gondolaya binerek İtalya’nın Hellbronner istasyonuna gitmek mümkün.

 

04012014 (11)06012014 (72)06012014 (79)06012014 (100)06012014 (91)06012014 (105)06012014 (96)06012014 (83)06012014 (87)06012014 (92)mb_2mb_4

 

TRAMWAY DU MONT-BLANC

Chamonix’de 4. günümüz. Bu küçük ama güzel kasabada günler çok çabuk geçiyor. Bugün yine Alpler’de şirin bir tranvayla yolculuk yaptık. Resmen Alpleri aştık. Kısa bir araba yolculuğuyla geldiğimiz  ilk durak olan Le Fayet’ten bindiğimiz tramvayla 50 dakikalık müthiş keyifli bir yolculukla Bellevue’e geldik. Manzara resimlerde gördüğünüz gibi.  Tramvayın son geldiğ nokta 2372m yükseklikte konumlanmış Nid D’aigle.  Geçtiğimiz bir dağ köyündeki bir evin posta kutusuda öyle şirindi ki resmi eklemeden edemedim. 1909 yılında bu tramvayı kullanmaya başlanmış. Tramvay Fransa’nın en yükseğe çıkan tramvayı unvanını hala koruyor. Avrupa’nın ise 4. sırasında. Şaka gibi tüm bu yapıyı adamlar 100 yıldan fazladır kullanıyorlar.  Unutmadan Mont-Blanc Ski Pass bu tramvayda da geçerli. Bellevue mavi,kırmızı ve siyah olmak üzere çeşitli zorluk derecelerinde pistlerin bulunduğu bir kayak merkezi. Buradan isterseniz benim yaptığım gibi kayarak Les Houches’e ya da Col de Voza veya Prarion’a inmeniz mümkün. Ya da geldiğiniz tramvayla geri de dönebilirsiniz. İnişte kısa düzlükler olsa da pistler snowboard için uygun ve keyif verici. Manzara zaten çok güzel. Bu sene pistlerde yalnız kalmış olsam da Chamonix pistlerinin sunduğu görsel şölen hiç sıkılmamamı sağladı. Daha önceki yazımda  bahsettiğim o meşhur dağ restoranını da bugün buldum fakat yalnız gitmek istemediğimden başka zamana kaldı artık. z.

07012014 (88)07012014 (3)07012014 (4)07012014 (1)07012014 (25)07012014 (15)

07012014 (70)07012014 (16)07012014 (8)07012014 (10)07012014 (18)07012014 (53)07012014 (94) 

Akşam yemeği için planımızda merakla yemeklerini tatmayı beklediğimiz La Maison Carier var. O nedenle öğleni Bellevue’de ki cafe restoranda hafif bişeyler atıştırarak geçiyoruz. Bu güzel günün yorgunluğunu otelin spasında attıktan sonra akşam yemeğine hazırız. La Masion Carier hakında çok güzel yorumlar okuduğum, Michelin Guide’da da yer alan bir restoran. Restoranın bulunduğu Hameau Albert 1er otelinin bünyesinde bir de Michelin yıldızlı restoran olmasına rağmen herkes buradan daha çok keyif alacağımızı ve buraya gitmemizi önerince biz de öyle yaptık. İyi ki de öyle yapmışız. Aslında burayı ayrı bir yazı olarak yazmak bile mümkün. Öncelikle dekorasyonları harika. Geleneksel bir dağ evi konsepti, yanında anneanne tarifleriyle günümüze birazcık uyarlanmış geleneksel dağ yemekleri ve harika ev yapımı şarıpları. Şarap seçenekleri her ne kadar çok olsada kendilerine ait şaraplardan mutlaka deneyin. Başlangıç olarak tavuk ciğeri ezmesi (terrine aux foie) ve restoranın şefi Stéphane Gassot’nun bir çoğu kendi yapımı olan peynir tabağı (Les fromages de Savoie), ana yemek olarak dikey bir ızgarada etleri sarkıtarak yavaş yavaş pişirdikleri kuzu pirzola (carre d’agneau) seçilebilir. Tatlılarıyla da meşhur olan bir yer burası. Yemek sonrası restoranın ortasındaki bölümden istediğiniz tatlıları şeçmeniz mümkün. Tatlılar birçok restoranda olduğu gibi dışardan gelmiyormuş. Tümü şefin el yapımı.  Çok keyifli bir atmosferde, Avrupa’da eşine ender rastlanacak keliteli bir servisle, çok leziz yemekler yedik. Size de giderseniz tavsiye ederiz. (Adres: 44, Route du Bouchet, 74400 – Chamonix)

 

07012014 (131)07012014 (112)07012014 (113)07012014 (119)20140106_IMG_2807

 

Yelda & Ömer

Bol tatilli günler…

Devamını Oku »