19 Mayıs 2015 Salı

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun ������������


 


O GELİYOR 

Yıl, 1919,
Mayısın on dokuzu. 
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren
Cana heyecan veren
Al yüzlü oğan güneş!
Takanın burnu nasıl Karadeniz'i yırtar;
Siz de bir anda öyle yırtınız uykunuzu,
Uyanın Samsunlular!
Kurutacak gözlerde umutsuzluk yaşını 
Al yüzlü oğan güneş!
Bugün Çaltı burnundan gülerek doğan güneş!

Yıl, 1919, 
Mayısın on dokuzu.
Uyanın Samsunlular!
Uyumak ölüme eş, 
Diriltin ruhunuzu.
Ufukta bir gemi var!

Fakat bu gemi niçin böyle yavaş geliyor?
Acaba yolu mu az, yoksa yükü mü ağır?
Bu gemi umut yüklü, inan yüklü, hız yüklü;
İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır, 
Kurulacak yarını düşünen baş geliyor.
Bir baş ki gökler gibi bir küme yıldız yüklü!
Bu gemi onun için böyle yavaş geliyor 

Yıl, 1919, 
Mayısın on dokuzu.
Ufukta duran gemi gitgide yaklaşıyor
Sanki harlı bir ateş 
Yakıyor ruhumuzu.
Beklemek üzüntüsü her gönülden taşıyor.
Üzülmemek elde mi?
Hız yüklü, inan yüklü, umut yüklü bu gemi!

O umut yayıldıkça ruhlara sıcak sıcak, 
O hız doldukça bütün damarlara kan gibi, 
Gizli gizli inleyen her yürek canlanacak, 
Ateşler püskürecek uyanan volkan gibi!

Gittikçe büyükleşen
Gölgene dikilmekten
Karardı gözlerimiz.
Koş, atıl, gemi, sana engel olmasın deniz!

Ak saçlı dalgaları birer birer kes de gel!
Kuşlar gibi uç da gel, rüzgâr gibi es de gel!


Celal Sahir EROZAN


Devamını Oku »

27 Mart 2015 Cuma

Sardunya ve Turkuaz Rengi Sahilleri... - 2

2 Haziran 2014
Sardunya’da 2. gün…
Sardunya’da yine çok güzel bir sabah açtık gözlerimizi. Denize karşı kahvaltı çok keyifli olsa da bembeyaz kumsallar bizi bekler acele etmek gerek. Bugün ilk istikametimiz Spaggia del Principe (Prensin Plajı). Costa Smeralda’da Romazzino’ya yakın bu plaj kesinlikle Sardunya’da ki en güzel plajlardan biri. Söylentiye göre burası Prens Aga Khan’ın Costa Smeralda’da en sevdiği plaj ve bu nedenle de sonradan bu ismi almış. Gerçekten de sevilmeyecek gibi değil, Sardunya’nın şaheser plajlarından biri burası ve çok ünlü. Sezonda geç kalırsanız havlunuzu serecek yer bulamıyormuşsunuz. Arabamızı park edip yaklaşık 800m yürüyüşle ulaştığımız plaj bembeyaz incecik kum ve tertemiz turkuaz rengi bir denizle bizi karşıladı. Doğayla iç içe bir plaj, küçük bir cafe dışında hiçbir yapılaşma yok. Böylesine ünlü bir plaj olunca beach clublar, cafeler olur diye düşünmeyin. Doğa, deniz, kum üçlüsüyle baş başasınız. Cafeden şezlongunuzu şemsiyenizi kiralayın ve bu güzelliğin keyfini çıkarın. Yanınızda yiyecek bir şeyler almayı da unutmayın. Aslında tüm günü burada geçirebilecek kadar muhteşem bir yer olmasına karşın öğlende buradan ayrılıp, yakınlarda başka bir plaja gitmek üzere Presin Plajıyla vedalaştık.
Not: Gelirken yolda burayı gösteren tabelalar yok. Yolda görüp plajı sorduğumuz polis sağ olsun bizi arkasına takıp otoparka kadar getirdi. Cala di Volpe oteline gelip takip edeceğiniz SP160 numaralı yoldan Romazzino yönüne sapın. Yaklaşık 1,5km sonra ilk sağa döndüğünüzde birkaç yüz metre sonra otoparka ulaşacaksınız.
20140602_IMG_379520140602_IMG_379620140602_IMG_379820140602_IMG_4241
imagesQSURZMN2untitled
Spiaggia del Principe Yukarı işaret etme
Öğleden sonra 3-5 km uzaklıktaki başka bir şahane Sardunya plajı Spiaggia di Capriccioli’deyiz. Yine kelimelerin anlatmakta yetersiziz kaldığı güzellikteki bir koydayız. Herhalde bir koy kumuyla, deniziyle, temizliğiyle, oynanmamış doğasıyla bu kadar güzel olabilir. 
GOPR0451GOPR0479GOPR0485
Spiaggia di Capriccioli Yukarı işaret etme
Tüm günü muhteşem sahillerde geçirdikten sonra muhteşem bir de akşam yemeğiyle günü bitirdik. Aslında burası başlı başına bir yazıya konu olabilecek nitelikte bir restoran. Agriturismo Tenuta Pilastru damak çatlatan lezzetleriyle Sardunya’daysanız mutlaka gidilmesi gereken bir çiftlik restoranı. Burası aslında sadece bir restoran değil. 15 hektarlık araziye sahip bir çifttik, bir restoran ve bir butik otelde içeriyor. İtalya'da agriturismo kültürünü yaşatan belli başlı yerlerden biri. Agriturismo Türkçeleştirirsek çiftlik ya da köy turizmi gibi bir şey. Bir çoğu organik olarak çiftliklerde yetiştirilen tüm ürünler (sebze ve meyveler, dana koyun domuz gibi hayvanlar) restoranda kullanılıyor. Otel bölümü ise çiftlik ya da köy hayatını yaşamak isteyenler için köy konseptiyle dizayn edilmiş. Kendi bağlarından yaptıkları kırmızı şarapları gerçekten başarılı. Restoran saat 19’da açılıyor ve rezervasyonsuz yer bulmak büyük şans. Rezervasyonsuz gitmeyin. Fix bir menüleri var ve adaya özgü birçok lezzeti önünüze seriyorlar. Önce 10-12 çeşit meze tarzı başlangıçlar ve çiftlik yapımı kırmızı şarapları geliyor. Garson tek tek hepsinin ne olduğunu açıklıyor. Ara sıcak olarak spesiyalleri olan et suyuyla pişirilmiş (sordum tamamen kuzu eti ve kemiği kullanıyorlarmış) peynirli bir çeşit Sardunya’ya özgü börek olan Zuppa Gallurese ile enginarlı ravioli geliyor. Ana yemek olarak menülerinde spesiyalleri domuz çevirme fakat domuz yemeyenlerde düşünülmüş yemeğe başlarken bunu belirttiğinizde isteğinize göre dana biftek yada kuzu kavurma benzeri bir yemekleri de var. Biz ikisinden de söyledik. Lezzetler harikaydı. Tatlı olarak tipik bir Sardunya tatlısı olan Seadas geliyor. Adaya özel bu tatlı peynir ve bal ile yapılıyormuş. Tatlıdan sonra meyve, kahve ve adanın özel likörlerinden Mirto geliyor. Menü hem çok geniş hem de her şey çok lezzetli. Menü fiyatı ise kişi başı sadece €35. Kırmızı şarap ve mirtodan ayrıca satın alabilirsiniz.

20140602_IMG_425420140602_IMG_371720140602_IMG_371920140602_IMG_371820140602_IMG_4255
20140602_IMG_371620140602_IMG_371320140602_IMG_4257
20140602_IMG_426020140602_IMG_4259
Tenuta PilastruYukarı işaret etme
3 Haziran 2014
Sanırım bugün Sardunya’da en muhteşem günümüzü geçirdik. Deniz, güneş ve biz. Sabah marketten sandviçlerimizi, çerezlerimizi, içeceklerimizi alıp, Palau’da La Maddalena Adası’na giden gemilerin hemen karşısından bir zodyak kiralayıp vurduk kendimizi denizlere. Çok enteresan bir şekilde burada bu tarz tekneleri ve botları kiralamak için ehliyetiniz olması gerekmiyor. Sabah 10 gibi alıp akşam 5-6’ya kadar ister Sardunya Adası’nın  plajlarını, ister Palau’nun karşısındaki adaların sadece denizden ulaşılabilen koylarını keşfedebilirsiniz. Özellikle Budelli’deki Spiaggia Rosa (Pembe plaj) Dünya’da pembe kuma sahip olan sayılı kumsallardan. Fakat herkesin buradaki pembe kumu alıp götürmesinden dolayı özelliğini kaybetmeye başladığından şuan için plaja girişe izin verilmiyor. Sadece kulvarlarla çevrili olan kısma kadar denizden yaklaşıp bakabiliyorsunuz. Bu alanda şu an için yüzmek bile  yasak. Bunu öğrenince birazcık hayal kırıklığına uğradım doğrusu. Bunun dışında adalar harika koylarla dolu. Deniz zaten muhteşem. Tekne turlarında olduğu gibi kalabalık yok, kimseye bağlı değilsin, istediğin yerde dur, istediğin yerde yüz, karaya çık biraz dolaş gel. Sardunya’da yapılacak en güzel aktivite bu bence. Tüm gün güneşin altında olunca biraz fazla yandık tabi ama olsun çok eğlenceliydi.
Aşağıya bir harita ekledim. Biz Cala Santa Maria’ya kadar gidip tekrar geri döndük çünkü sonrasında aşırı rüzgar ve dalga vardı.
arcipelago-maddalena-map
Teknemiz, biz ve Sardunya’nın muhteşem denizi…
20140603_IMG_427920140603_IMG_374820140603_IMG_375820140603_IMG_3761
20140603_IMG_375920140603_IMG_376120140603_IMG_426920140603_IMG_4274
20140603_IMG_372320140603_IMG_373220140603_IMG_3734
Spiaggia Rosa Yukarı işaret etme
Daha öncede dediğim gibi Sardunya’da yenilir, içilir, denizin, kumun, güneşin keyfine varılır. Denizi, kumu, güneşi bitirdik. Şimdi sırada yeme içme var. Bu akşamki restoranımız Cannigione’de kaldığımız otelden aldığımız tavsiyeler doğrultusunda gitmeye karar verdiğimiz La Risacca. Denizin hemen kenarında olan bu güzel balık restoran taze deniz ürünleriyle ünlü. Girişteki dolaptan seçeceğiniz balıkları ağız tadınıza göre pişirtebileceğiniz sonrada afiyetle yiyebileceğiniz bir restoran burası. Şansımıza benimde çok sevdiğim İstanbul’dayken genelde Anadolu Hisarı ya da  Arnavutköy’de bulabildiğimiz sonraysa göz önünde olmadığından unuttuğumuz iskorpiti görünce tabi ki seçimimiz o oldu. Görünüşü çokta sevimli olmayan ama tadına doyulmayan bu leziz Akdeniz balığını buğulama yapmaların beklerken ara sıcak olarak  garsonun seçimlerine güvenip deniz kestanesi soslu spagetti ve ricotta peynirli ravioli söyledik. Sonra da patates, domates ve yeşil zeytinle  harikulade hazırlanmış iskorpiti de midemize indiriyoruz. Bunun üstüne güzel de bir tatlı giderdi diye düşünerek es geçiyoruz ama garson yine ikram olarak resimde gördüğünüz tatlılardan getiriyor. Yine şanslıyız, atmosfer güzel, yemekler güzel, servis güzel, biz güzeliz… Keşke bu tatil hiç bitmese…
20140603_IMG_376520140603_IMG_376620140603_IMG_376720140603_IMG_4283
20140603_IMG_428520140603_IMG_4288

Daha bitmedi 4 günümüz daha var…

Yelda & Ömer

Sardunya 1. yazı için bir tık :)

Devamını Oku »

26 Mart 2015 Perşembe

Bir Ortaçağ Şehri; Bruges

16-17 Mart 2015 IMG_5892
Bu sefer Belçika’nın masalsı şehri Bruges’deyiz (Felemenkçe Brugge). 5.kez(o zamanlar blog yazmıyordum ondan yazmamışım) ve hem de cümbür cemaat. Sebep mi? Bruges-Beşiktaş maçı. Türkiye’den arkadaşlar kalkıp gelince iki Fenerbahçeli olsak ta İngiltere’den gitmemek olmazdı. Tabi bize de eğlence çıktı. Sonuç biraz hüsran oldu ama maç öncesi güzeldi. Binlerce Türk Bruges sokaklarında. Millet şaşkın şaşkın izledi meydanda bağırışlarımızı.
Brugge Felemenkçe köprü anlamına geliyor ve gerçekten de şehir birbirinden güzel köprülerle dolu. Bruges, tarih kitaplarından fırlamış gibi duran, adeta bir film setini andıran harika Avrupa ortaçağ şehirlerinden biri. 11. yüzyılda iyi bir ticaret merkezi olan şehrin  zamanla seller ve depremlerle denizle bağlantısı iki kanal dışında kesilince, ticaret durmuş ve şehir hiçbir gelişime ayak uyduramamış. Bu duruş aslında şehrin bugünkü halini korumasına sebep olmuş. II. Dünya Savaşı’nda zarar da görmeyince mimari günümüze kadar bozulmadan kalmış. UNESCO’nun Dünya Mirasları listesinde yer alan Bruges ortaçağ mimarisi yanında rahibe işi denilen dantelleri, kanalları, çikolataları, meydandaki nostaljik faytonları ve çeşit çeşit Belçika birası ile ünlüdür.  Burada çekilen In Bruges filmi ile adını daha fazla duyurmuştur. Çikolatalardan da ayrıca bahsetmeden olmaz. Şehrin sokaklarında dolaşırken bir sürü çikolatacıya rastlayacaksınız. Birçoğu butik üretim küçük dükkanlar. Vitrinlerine bakmaya doyulmuyor. Bu kadarda şirin olunmaz ki. İnsan yemeye kıyamaz. Belçika’nın birçok yerinde olduğu gibi burada da kaliteli çikolatayı bulmak hiç zor değil. Hemen hemen hepsi muhteşem. Eğer el yapımı çikolatalardan istemiyorsan paketli çikolataları marketlerden çok daha ucuza almanız mümkün aklınızda olsun.
Gelelim Bruges maceralarımıza. Akşam üstü geldiğimiz Bruges de ilk iş otele yerleştik. Otelimiz Hotel Portinari (Adres: t’Zand 15, 8000 Brugge). Yeri çok merkezi, konforu da birkaç günlük konaklamalar için uygun. Herhangi bir ulaşım aracı kullanmadan şehri yürüyerek gezebilirsiniz ve yorulduğunuzda gelip dinlenebilirsiniz. Salı ve Cumartesi günleri hotelin hemen önündeki meydanda pazar kuruluyor. Bu sefer denk gelmedik ama daha önce görmüştük. Şirin küçük bir pazar. Daha çok sebze meyve ağırlıklı ama meze, kızarmış tavuk ve domuz satan tezgahlar ayaküstü bir şeyler atıştırmak için ideal. Otele bavulları atıp, cümbür cemaat vurduk kendimizi Bruges sokaklarına. Akşam olunca burada yeme içme dışında pek bir şey yok. Markt Square (Bruges’ün meşhur meydanı)’de ki restoranlardan birine gidip oturduk. Herkes çok açtı ve Beşiktaşlılar da orada toplanacak diye duyum aldıklarından oldu bu seçim. Yoksa ne kadar kötü bir yemek yiyeceğimizin bilincindeydim ki öyle de oldu. Suratsız bir garson, lezzetsiz bile diyemeyeceğim iğrenç yemekler ve bunlara ödenen gereksiz bir hesap. Gidip en turistik yerde yemek yiyince başınıza gelecek klasik bir durum. Ama keyfimiz çok yerindeydi. Kalabalıktık ve çok eğlendik. Resimdeki bira Belçika biralarından Kwak. Kwak enteresan bardağı, hafif baharatlı, meyveli yoğun tadıyla içimi hoş bir bira. Ama küçük boyunu seçmeniz içmenizi kolaylaştır benden söylemesi. Meşhur siyah biralardan içmek isterseniz de Leffe Brown tavsiye olunur.
Yemek sonrası otelin hemen yanındaki Bras-Cafe’de Türk Bayrağımızı asıp gırgır şamataya devam ettik.   
IMG_5894IMG_6223IMG_5956
9781841391465
(Bruges Haritası)
Ertesi gün Bruges’u gezme zamanı. Aslında bir rehbere ya da haritaya ihtiyaç duymadan gezilebilecek bir şehir burası.Ama illa harita isterim derseniz t’Zant meydanında turist ofisi bulunmakta. Hemen hemen her yol Markt olarak adlandırılan şehrin göbeğindeki büyük meydana çıkıyor ve şehrin kalbi bu meydanda atıyor.  Meydanda bulunan 12. yy’dan kalma  83 metre uzunluğundaki çan kulesi Belfort (Belfry of Bruges), neo-gotik mimarisiyle tüm ihtişamıyla duran mahkeme binası (Provıncial Court), Jan Breydel ve Pieter de Coninck heykeli ve meydandaki nostaljik faytonlar şehrin önemli sembollerinden. Belfry’nin içine girmek ve kuleye çıkmak mümkün tabi 366 basamak çıkmayı göze alıyorsanız. Fayton turunu değil de kanal turunu şiddetle tavsiye ediyorum. Kanallarda gezerken Bruges’ü izlemek ayrı bir zevk. Fayton turunun ise çok bir esprisi yok. Aynı turu yürüyerek yapmak çok daha keyifli.
IMG_6159IMG_6160IMG_6056
Bruges’ün diğer bir önemli meydanı Burg Square. 12,yy’dan kalma Roman sitilinde inşa edilmiş Kutsal Kan Bazilikası (Basilica of the Holy Blood), Belediye binası (Stadhuis) ve Piskoposun Sarayı (Bishop’s Palace) bu meydandaki tarihi yapılar.
Church of Our Lady gotik sitilde inşa edilmiş önemli kiliselerden ve Bruges’ün tarihi yapılarından biri. 122.5 metre yüksekliğindeki kulesiyle dünyanın ikinci en uzun taş kulesi. Aynı zamanda Michelangelo’nun  ünlü Madonna and Child heykeli bu kilisenin içinde bulunuyor. Kiliseyi kanal turu sırasında görebileceğiniz gibi Markt meydanından 10-15dk’lık bir yürüyüşle de ulaşabilirsiniz.
IMG_5968IMG_6016IMG_6007IMG_6011IMG_6012IMG_60170IMG_6162IMG_6020IMG_6155IMG_6161IMG_6245IMG_6164IMG_6190
Kanal turunda biz :) Bruges’ü kanallarından gezmek ayrı bir güzel zevk.
IMG_6055IMG_6024IMG_6027IMG_6028IMG_6050IMG_6051IMG_6254IMG_6250
Maç yolunda biz. Atlı polislerin eskortluğunda stada kadar yürüdük.
IMG_6077IMG_6078IMG_6130IMG_6133IMG_6145
Gelelim yeme içme olaylarında. Bruges’de eski gelişlerimize de dayanarak şiddetle tavsiye edebileceğimiz yerler var.
2B, Beerwall (Adres: Wollestraat 53) – İster gün içinde dolaşırken yorgunluğunuzu atın ister akşam yemekten sonra gelip keyfinize bakın. Burası şehrin en simge birahanesi. Yüzlerce çeşit farklı birayı bulabileceğiniz, balkonunda oturup enfes kanal manzarasının keyfini çıkarabileceğiniz hele de hava güzelse bir başka keyifli, girişindeki bira duvarı önünde foto çekebileceğiniz güzel bir mekan.
IMG_6172IMG_6177
Kok au Vin (Adres: Ezelstraat 19-21): Markt meydanından 500-600m arkada bulunan bu güzel Fransız restoranına mutlaka gidin. Çok fazla seçenek olmayan sade bir menüleri ve bunun yanında her gün değişen ve şefin spesiyallerinden oluşan ayrıca bir menüleri var. Küçük şirin bir restoran belki dışardan bakıp girmek bile istemezsiniz ama fiyat, kalite ve servis olarak yıldızlı restoranlara taş çıkarırlar. Bizim gittiğimiz gün ana yemek olarak kırlangıç balığı vardı. Gerçekten çok lezzetliydi. Tatlı da şefin spesiyallerinden Mandarin Curd.
IMG_6194IMG_6196
Pomperlut (Adres: Minderbroedersstrat 26): Burası daha önceki gelişlerimizden keşfettiğimiz yine arka sokaklarda geleneksel, küçük, şirin bir restoran. Menüsü Belçika-Fransız yemekleri karışımından oluşuyor. Akşamları bazı günler canlı müzik yapıyorlar. Kışın ise şöminenin yanına oturup keyifle yemeğinizi yiyebilirsiniz.
 
Yelda & Ömer
Bol tatilli günler…
Devamını Oku »
/*Sayfa numaralandırma*/